17 Haziran 2012 Pazar

22) Teleskoplarda Kutup Ayarı Nasıl Yapılır?

Kaliteli astronomi fotografları çekebilmek için uzun süreli pozlama yapabilmek gerekiyor. Uzun süreli pozlama yapabilmek için ise kutup ayarı (polar alignment) yapmak gerekiyor. Astrofotografi konusunda biraz daha ilerlemek için ilk defa kutup ayarı ile fotograf çekmeyi denedim.
22.1. Ekvatoral ve altazimut kundak karşılaştırması.

Kutup ayarı yapabilmek için ekvatoral bir kundak kullanılmalı. Ekvatoral kundak teleskopun dairesel bir hareket ile yıldızları takip edebilmesini sağlıyor. Böylece teleskopun takip mekanizması yatay-düşey (altazimut) kundakların yaptığı gibi yalnızca iki eksende sırayla hareket etmiyor. Bu sanki elinizdeki kamerayla uçan bir kuşu vizörden sürekli takip edebilmek ile kuşu arada sırada görüş alanınızdan kaçırıp tekrar yakalamaya benziyor. Kuşu ekranda sabit görmek istiyorsanız kuşu sürekli ekranda tutarak takip etmelisiniz. Şekil 22.1, altazimut bir kundağın bir yıldızı takip etmesini kırmızı çizgiler ile, ekvatoral bir kundağın bir yıldızı ilerlediği yay boyunca takip etmesini ise turuncu çizgilerle gösteriyor. Uzun pozlama süreleri ancak bir yıldızın göksel küre üzerinde ilerlediği yay boyunca kesintisiz olarak takip edilmesi ile elde ediliyor.

22.2. Kundak Kutup Yıldızı'na, teleskop ise takip edilecek yıldıza bakacak şekilde ayarlanır.

Teleskopun kundağı Kuzey Yıldızı'na hedeflenir ve teleskop takip edilecek olan yıldıza doğrultulur. Böylece kundak Kuzey Yıldızı'nın üzerinde bulunduğu Dünya'nın dönüş ekseni istikametinde dururken teleskop da takip edilen yıldızı bu eksen etrafında yaptığı tek bir dairesel hareket ile takip edebilir (22.2). Kutup ayarının ilk adımı kuzey yarım kürede bulunan kimseler için öncelikle teleskop kundağının kuzey yönünde yerleştirilmesidir. Bunun için bir pusula kullanılır. Sonrasında Kuzey Yıldızı'nı hedefleyebilmek için bulunduğunuz konumun enlemini biliyor olmalısınız. Enlemin önemini şöyle düşünebiliriz, tam olarak Kuzey Kutbu'nda bulunan bir kişi Kutup Yıldızı'nı görebilmek için 90 derece yukarıya bakmalıdır. Kuzey Kutbu'ndan ekvatora doğru indikçe bu değer birer derece azalır. İstanbul için bu 41 derecedir.

22.3. Kundağın kutup ayarının yapılması.

Benim teleskopum Celestron NexStar 5SE ve bu teleskopun hem altazimut hem de ekvatoral olarak kullanılabilen bir kundağı var. Teleskopu kuzeye bakacak şekilde yerleştirdikten sonra enlem ayarını 41 derece olarak ayarladım. Hatta enlem ayarını teleskopun üzerinde yazan değerlerden daha hassas yapabilmek için bir cep telefonu uygulaması kullandım (22.3). Daha sonrasında teleskopun bilgisayarı benden meridyeni ve iki farklı yıldızı hedeflememi istedi. Meridyen hayali bir çizgi olduğu için teleskopu yere dik konuma getirmek bunun için yeterliydi. Hedeflenecek iki yıldızı da teleskopun bilgisayarı önerdi.

22.4. Çektiğim Dumbbell Bulutsusu fotografı.

Aslında kutup ayarımla ilgili yaptıklarım burada anlattığım kadar kusursuz bir biçimde gerçekleşmedi. Kutup ayarı ile çektiğim ilk fotografın pek de başarılı olduğu da söylenemez. Fotografta kırmızı halka içerisinde M27 görünüyor (22.4). Kutup ayarını doğru düzgün yapamadığım için fotografta yıldızların 25 saniye boyunca oluşturdukları yıldız-izi görülüyor. Gene de ilk denemem için bu sonuç beni memnun etti. Fotografla ilgili bilgileri Tablo 22.A.'da veriyorum. Kutup ayarını nasıl yapmam gerektiğini anlamaya çalışırken faydalandığım kaynaklar biraz kafamı karıştırmıştı. Umarım bu yazı yeni başlayanlar için açıklayıcı olur.

Tablo 22.A. Dumbbell Bulutsusu çekimi ayarları


11 Haziran 2012 Pazartesi

21) Yıldızizi Fotograflama

İngilizcede tethered kelimesi bir hayvanı iple bağlamak anlamında kullanılıyor. Fotograf makinesini bilgisayara USB kablosu ile bağlamak da Bağlı Çekim (tethered shooting) terimi ile ifade ediliyor. Fotograf makinesini bilgisayara bağlayarak çekim yapmak ise hem hafıza kartından alan kazanmak için hem de farklı zaman aralıkları ile çekim yapabilmek için oldukça kullanışlı bir yöntem.

Bağlı çekim yapmaktaki asıl amacım yıldız-izi (startrail) fotografı elde etmekti. Bu tip bir fotografı elde edebilmek için ya çok uzun süreli bir video çekimi yapılmalı veya belirli zaman aralıkları ile sabit kamera ile çekim yapmalı. Elbette video çekerek büyük miktarda veri kaydetmek yerine genel olarak tercih edilen yöntem çok sayıda fotograf çekip bunları daha sonra birleştirmek.
21.1. Hafıza kartı (SD card.)

Kamerayı ilk satın aldığım günlerde uzun süreli video çekimi yaparken bir tür kayıt problemi yaşamıştım. Fotograf makinesi video kaydı sırasında yalnızca birkaç saniye kayıt yapıyor, sonra kendiliğinden kaydı durduruyordu. Önce problemin kameradan kaynaklandığını sandım. Fakat konuyu biraz araştırınca bunun hafıza kartından (SD card) kaynaklandığını öğrendim. Hafıza kartı satın alırken kartın sınıfına dikkat etmek gerekiyor. Kartın sınıfı kartların üzerinde yazılı oluyor (21.1.). Eğer kartın sınıfı sekizin altında ise genelde bu tip sorunlarla karşılaşılıyor. Satın aldığım 32 GB ve Class 10 hafıza kartı ile bu sorun da çözüldü.

Bir önceki gece Büyük Kepçe takımyıldızının fotografını aslında bu yöntemle çekmiştim. Geçtiğimiz gün paylaştığım fotograf çektiğim 84 fotograftan yalnızca bir tanesiydi. Burada dikkat edilmesi gereken unsur bilgisayara bağlı olan fotograf makinesinin LCD ekranını çekime başlamadan önce kapalı tutmak. Çünkü ancak bu halde Canon’un EOS yazılımı bilgisayar üzerinden zaman ayarlı çekime izin veriyor.

21.2. Büyük Kepçe'nin yıldız-izi.

Fotografların poz süresini 30 saniye olarak ayarladım ve her çekimden sonra da 30 saniye bekleme süresi koydum. Böylece tüm çekim 84 dakika sürdü. Çektiğim bu 84 fotografı Startrails adlı bir program ile birleştirdim. Böylece Büyük Kepçe takımyıldızının gece boyunca gökkürenin üzerindeki göksel kutup etrafında yaptığı hareketi görebiliyoruz (21.2).

Sonunda estetik olarak güzel bir fotograf elde etmediğimin farkındayım. Fakat teknik anlamda bu konuda doğru yolda ilerlediğimi farz ediyorum ve burada paylaştıklarımın başkalarına da faydası olacağını umuyorum. Tablo 21.A.'da bu çekim için kullandığım ayarları veriyorum.


Tablo 21.A. Yıldız-izi çekimi ayarları




10 Haziran 2012 Pazar

20) Kallisto ve Arkas'ın Trajedisi

Bu defa teleskopu hiç kullanmadım. Yalnızca Canon DSLR 600D fotograf makinemi ve Canon EF-S 18-55mm lensini kullandım. Büyük Ayı takımyıldızına dahil olan Büyük Kepçe’nin bir fotografını çektim (20.1.). Görüntü kalitesini güzelleştirmek için fotografın üzerinde Paint.Net programı ile ufak değişiklikler yaptım. Fotografta Büyük Ayı'nın bir parçası olan Büyük Kepçe görülüyor.

20.1. Büyük Kepçe'nin fotografı.

Daha önce kutup yıldızı ve büyük kepçenin tarihteki yeri üzerine bir yazı yazmıştım. Bu ilgi çekici takımyıldız üzerine hemen her kültürde başka hikayeler de bulunmakta. Takımyıldızların isimleri ve içerdikleri hikayeler hakkında daha fazla bilgi edinmek için Mustafa Pultar’ın Yıldız Adları Sözlüğü kitabını satın aldım. Artık gökyüzüne bakarken bu kitaptaki bilgilerden de faydalanıyorum. Bu kitaptan öğrendiğime göre Büyük Kepçe Yunan mitolojisinde de özel bir yere sahipmiş. Bu mit üzerinde daha fazla bilgi edinmek için Azra Erhat’ın Mitoloji Sözlüğü kitabından faydalandım.

20.2. François Boucher'in betimlediği Artemis.
 
Yunan mitolojisine göre ayılar ülkesi Arkadya’nın kralı Lykaon’un Kallisto adında güzel bir kızı varmış. Kallisto yalnızca Artemis’e ait bir periymiş ve yalnızca onunla beraber olurmuş (20.2.). Zeus bu sebeple Artemis’in kılığına girmiş ve Kallisto ile beraber olmuş. Bu beraberlikten Arkas adında bir de çocukları olmuş. Bunu öğrenen Zeus’un kıskanç karısı Hera, Kallisto’yu bir ayıya dönüştürmüş. Hera’nın öfkesinden çekinen Zeus, Arkas’ı da cezalandırmasın diye onu Arkadya’ya saklamış. İleride bir gün Arkadya’nın kralı olan Arkas, ormanda ava çıkmış. Hera tarafından uzun zaman önce ayıya dönüştürülmüş olan annesi onu görünce onu kucaklamak üzere heyecanla ona doğru koşmuş. Ayının annesi olduğunu bilmeyen Arkas, ondan kaçarken Zeus’un tapınağına girmiş ve onu kovalayan ayıyı orada bir ok ile öldürmüş. Fakat bu tapınağa girmenin cezası kesin olarak ölümmüş. Bunu öğrenen Zeus anne ve oğla çok acımış ve onları gök kubbeye yerleştirmiş. Zeus’un bu iyiliğini duyan Hera gene öfkeye kapılmış ve bir titan olan Tethys’den onların asla su içememelerini istemiş. Tethys de onları gök kubbenin tepesine, Kuzey Yıldız'ının yakınına yerleştirmiş [1,2].

20.3. Gökyüzünde Arkas ve Kallisto.
 
Bu mit belki de Yunanistan’da bulunan Arkadya bölgesinin kutsal gök kubbeyi süsleyen Büyük Kepçe kadar güzel ve özel olduğunu anlatıyordur. Mitte ilgimi çeken bir diğer detay da Arkas’ın annesi Kallisto’yu bir ok ile vurması. Bizler de bugün Büyük Ayı’dan çektiğimiz hayali bir ok ile Küçük Ayı’yı, yani Kuzey Yıldızı’nı buluyoruz (20.3.). Hikayenin bizlere aktardığını düşündüğüm bir diğer bilgi de mitler çağında dünyanın yuvarlak olduğunun bilinmemesidir. Hikaye, Büyük Ayı’nın asla denize batamayacağını söyler. Oysa bu yalnızca kuzey yarımkürede geçerli bir durumdur. Ayrıca günümüzde eklipsin eğiminin Mitler Çağı'na göre farklı olması sebebiyle Kallisto Atina ve Roma'dan ayağını suya sokabilmektedir.

Büyük Kepçe ayrıca yedi yıldıza sahip olması sebebiyle Yediger Yılduz, Yedigir, Yedi Uyuyanlar isimleri ile de anılıyormuş [2]. Yedi gökcisminin (Güneş, Ay, Merkür, Venüs, Mars, Jüpiter, Satürn) gök kubbedeki yıldızlara aykırı hareket ettikleri hatırlanırsa insanlığın Aydınlanma Çağı’na kadar yedi sayısına ve bu takımyıldıza duyduğu ilgi anlaşılabilir.

KAYNAKÇA

[1] Erhat, A., Mitoloji Sözlüğü, Remzi Kitabevi, İstanbul, 2003.

[2] Pultar, M., Yıldız Adları Sözlüğü, İş Bankası Kültür Yayınları, 2007.

9 Haziran 2012 Cumartesi

19) Satürn Fotografı

Yazın gelmesi ile teleskopumu kurdum. Her zaman olduğu gibi takip mekanizmasına (GoTo) sahip teleskopumu gözleme başlamadan önce gökyüzündeki parlak üç objeye çevirerek hizalamam gerekiyordu. Böylece teleskop Dünya üzerindeki konumunu tespit edip hafızasında yüklü olan yıldız haritasını kullanabilecekti.

Teleskopu sırayla gökyüzünde gördüğüm üç parlak gökcismine doğrulttum. Geçen yaz bu işlemi yaparken yıldızları ortalamak için mercek değiştiriyordum. Bu defa ortalama sırasında mercek değiştirmedim. Bir süre önce bir makalede eğer yalnızca gözlem amaçlı kurulum yapılıyorsa yıldızları ortalama konusunda 32mm’lik bir merceğe bile güvenebileceğimi okumuştum.

Kurulum sırasında teleskopumu çevirdiğim ilk parlak obje kırmızı renkteydi. Bu büyük ihtimalle Mars’tı. Sıra ikinci yıldıza geldi. Fakat bu da bir yıldız değildi - Satürn!

Geçen yaz sürekli olarak ufka yakın doğup batan Satürn bugünlerde gözlem için çok uygun bir konumda. Derhal fotograf makinemi teleskopa bağladım. Satürn’ü fotograf makinesinin LCD ekranında bir türlü göremiyordum. Daha önce teleskop ve fotograf makinesi ile yalnızca Ay’ın fotografını çekmiştim. Gezegenler ve yıldızlar üzerine DSLR fotograf makinem ile hiç tecrübem yoktu.

19.1. Çektiğim Satürn fotografı.

Fotograf makinesinin LCD ekranı üzerinde hiçbir şey gözükmüyordu. Fotograf makinesini teleskoptan çıkarıp 32mm’lik bir mercek taktığımda ise Satürn’ü net bir şekilde görebiliyordum. Fotograf makinesinin optik ve LCD vizöründe Satürn’ü ortalamak kolay değildi. Fotograf makinesini teleskopa bağladığımda odak ayarı aşırı miktarda bozuluyordu. O saatlerde gökyüzünde Ay da olmadığı için etrafta odak ayarı yapabileceğim kuvvetli bir ışık kaynağı da yoktu. Odak ayarı ile biraz oynadıktan sonra nihayet Satürn’ü optik vizörde gördüm. Görüntüyü netleştirdikten sonra sonunda Satürn’ün bir fotografını çektim (19.1). Fotograf ile ilgili detaylı bilgileri Tablo 19.A'da veriyorum.

Elbette teleskopa bağlı bir mercekten bakıldığında diğer yıldızlar ve hatta Satürn’ün uyduları da görülüyordu. Fakat tüm bu detayları fotografta yakalayabilmek için hem ISO ve pozlama süresi ayarlarını doğru bir biçimde yapmak hem de teleskopun takip mekanizmasını çok hassas bir biçimde kurmak gerekiyor. Böyle bir çalışmayı sonraya bırakıyorum.

Tablo 19.A. Satürn fotografı ekipmanı ve ayarları
 




24 Mayıs 2012 Perşembe

18) Astronominin Kime Ne Faydası Var?

Platon, Devlet adlı eserinin yedinci kitabında ideal devleti ararken bu devletin içerisinde yaşayacak olan insanların hangi konularda kendilerini geliştirmeleri gerektiğini anlatır. Bu dallar aritmatik, geometri ve astronomidir.

Astronomi üzerine çalışmanın yararını Platon Sokrates'in ağzından şu şekilde ifade eder:

"Gök kubbeyi süsleyen değişik yıldız kümeleri görülen dünyanın malıdır. Gerçi bu dünyanın en güzel, en düzenli şeyleri onlardır, ama gerçek yıldızların yanında sönük kalır onlar. O yıldızlar ki, gerçek çabukluğa, gerçek yavaşlığa, gerçek sayıya, gerçek biçimlere, hem birbirlerine, hem kendi içindekilere uygun olarak dönerler. Onlar yalnız akıl ve düşünce yoluyla kavranır, gözümüzle değil"


Sokrates burada astrolojinin kişiye bir faydası olmadığını söyler. Gök cisimlerinin bir düzen içerisinde hareket ediyor olduğunu bilir. Bilimsel yöntem ile gök cisimlerinin hareketlerinin anlaşılabileceğini öngörmüştür. Hareketleri öngörülebilen bu cisimlerin değişmeyen hareketlerini gözlemlemenin o sırada olmadığı gibi uzun süre insanlığa somut bir yararı olamayacağını anlamıştır.

Öyleyse astronomi ile uğraşmanın kişiye ne faydası olabilir ki?

Sokrates sözlerinin devamında bu sorunun cevabını verir:

"Göğün ve yıldızların ustası onları konulabilecek en güzel yere koymuştur. Ama gündüzün geceyle, gece ve gündüzün aylarla, ayların yılla, yıldızların güneşle, ayla ve kendi kendileriyle ilintileri konusunda astronomi bilgini, bu ilintilerin görülen şeyler olmasına rağmen, hiçbir değişikliğe uğramadıklarına, hep aynı kaldıklarına inanmayı ve gerçek varlığı bunlar içinde kavramaya çalışmayı saçma bulur. Asıl istediği bu çalışmalarla ruhun kavrayan yönünü geliştirmek, astronomiyi yararsızken yararlı hale getirmektir"

Dünyada yaşamın var olabilmesi için Güneş'in uzaklığı, Ay'ın yörüngesi, Dünya'nın eksenel eğimi gibi onlarca parametrenin şimdilik olabilecek en doğru değerlere sahip olduklarını söyler. Fakat bu varsayımların kimseye bir faydası olmadığını sözlerine ekler. Kişi astronominin insanlık ile ilişkisini kurmaya çabalamalıdır. Ancak bu şekilde bu yararsız uğraş yararlı hale gelebilir.

Hegel, Tarihte Akıl adlı eserinde bu konuya şöyle bir katkıda bulunmuştur:

Belli bir tikelliğin gerçekte bir halkın ona özgü ilkesini vermesi, işin, amprik olarak alınıp tarih araştırmasıyla kanıtlanması gereken yanıdır. Bunun başarılması için yalnızca işlek bir soyutlama yetisi yetmez, ide'lerle yakından tanışıklık da gereklidir. Nasıl Kepler'in elipslerle, küpler ve karelerle, bunların a priori ilişkileriyle, bu tasarımlara belirlilik kazandıracak ölümsüz yasalarını daha amprik verilere dayanarak bulmadan önce tanışmış olması gerektiyse, burada da ilkelerle böyle bir a priori tanışıklık gerekir. Bu genel ve temel bilgileri edinmemiş kişi, gökyüzüne oradaki yıldızların devinimlerini uzun uzun gözlemlese bile hiçbir şey anlamayacak, onlarla ilk kez karşılaşmış gibi olacaktır.

Hegel burada bir sorunun anlaşılabilmesi için o soruna dair bir tarih araştırması yapılması gerektiğini, bu araştırmanın evrensel ifadelerle sonuçlandırılması gerektiğini, ve ancak bu şekilde yapılan bir araştırmanın bu sorunun çözümüne yönelik faydalı bir sonuç verebileceğini söyler. Geçmiş ile geleceğin hep bir ilişki halinde olduğunu, olguları yalın ve bağımsız olarak değerlendirmenin mümkün olmadığını belirtir. Burada Hegel astronomi analojisini kullanarak felsefi tarih üzerine bir tanım yapar. Söylediklerinden şunu da çıkarmak mümkündür: yalnızca modern fizik yasaları ve enstrumanlarını kullanarak astronomiyle ilgilenmek faydalı sonuçlar vermeyecektir.

5 Şubat 2012 Pazar

17) Bir Teleobjektif İle Ay Fotografı Çekmek

Yeni bir teleobjektif aldım: Sigma 70-300mm F4-5.6 APO DG Macro (motorlu). Gündüzleri çiçek böcek, geceleri de ayın fotografını çekebilmek için oldukça güzel bir objektif. Elbette İstanbul'a kar yağdığı günlerde kendimi sokağa atıp boğazda fotograf çektim. Kar yağışı sonrası hava açtı ve birkaç gündür kış ortasında yaz havası yaşıyoruz. Bu fırsattan istifade ederek gece Ay'ın fotografını çektim.

Farklı ayarlarda 300 mm odak uzunluğu ile çekimler yaptım (17.1). Poz süresini çok kısa tuttuğum için çekimi telsiz ile yaptım. Bu sayede bazı fotografların bulanık çıkmasından kesinlikle sorumlu olmadığıma eminim.

17.1. Çektiğim fotograflar.

Odak oranı, ISO ve poz süresi ile oynayarak çekimler yaptım (Tablo 17.A.). Çektiğim fotograflardan en düzgün olan dört tanesini buraya koyuyorum. Bu çekimlerde kullandığım ayarlara göre bir sıralama yaptım. Birinci ve ikinci fotograflarda odak oranı ve poz süresi aynıyken ISO değerini değiştirmişim. Birinci fotografta daha yüksek bir ISO değeri kullandığım için ışık hassasiyeti yüksek olmuş fakat gürültünün de etkisi fark edilebiliyor. Üçüncü fotografta hem ISO değerini düşürmüşüm, hem de poz süresini arttırmışım. Uzun poz süresi sebebiyle Ay'ın hareketi görüntünün bulanık olmasına sebep olmuş olabilir. Dördüncü fotografta ise yüksek ISO değeri sebebiyle görüntüde parazitlenme hissedilir düzeyde. Ay gibi parlak bir gök cismini çekmek için bu kadar yüksek ISO değeri kullanmak zaten çok mantıklı değil.

Tablo 17.A. Çekimlerde kullandığım ayarlar.

Bence en güzel sonucu iki numaralı fotografta aldım. Birinci fotografa kıyasla daha az canlılığa sahip olmasına rağmen daha çok detay görülebiliyor. Birinci fotografta parlak beyaz bölgelerde kaybolan bazı detaylar ikinci fotografta rahatlıkla seçilebiliyor. Sonuçta görüntü üzerinde bir yazılım ile oynayarak daha canlı bir hale getirebilirim.

Uzun pozlama süreleri ile çekilen fotograflarda makineyi doğru ayarlayabilmek çok önemli. Gece boyunca çekim yapıp sonunda bembeyaz, simsiyah, parazitli veya bulanık bir fotograf elde etmek üzücü olabilir.

20 Kasım 2011 Pazar

16) İnsanlığın Ay Ziyaretleri

Ay üzerine Aristotales'in felsefi fikirlerine dayanan birçok mit ancak 17. yüzyılda teleskopun icadı ile çökertildi. Ay üzerinde hayat olup olmadığı gibi soruların cevapları da 20. yüzyılda Ay ziyaret edilene kadar net olarak verilemedi. Ay'ın yüzeyinde ilk defa 1969'da ve son olarak da 1972 yılında insan yürüdü. Günümüze kadar yapılan diğer Ay görevlerinde ise Ay'ın yörüngesinin etrafından dönülerek çeşitli bilimsel veriler toplandı. Bu yazıyı yazdığım tarihte (20.11.2011) Ay yüzeyine başarılı bir iniş yapan başka bir görev yapılmamıştı. Çin'in göndermiş olduğu keşif aracı Yeşim Tavşanı (Yutu) geçtiğimiz günlerde (01.12.2013 tarihinde) Ay'ın yüzeyine başarılı bir iniş yaptı.

1972 yılında Apollo 17'nin dönmesi ve programın iptal edilmesini takip eden süre içerisinde NASA güneş sisteminin diğer gizemlerini çözmeye yöneldi. Bu tarihten sonra yapılan çalışmalarda Ay'dan getirilen malzeme örnekleri üzerine çalışıldı, gözlem ve ölçüme dayalı olarak Ay'ın yüzeyi ve yörüngesi üzerine bilgiler edinildi [1].

Elde edilen verilerin ışığında Ay'ın Dünya'nın Mars boyutlarında bir gezegenle çarpışması sonucunda oluştuğu hipotezi oluşturuldu.

Ay'ın tekrar ziyaret edilmesi hala gündemde olan bir konu. Çünkü Ay yüzeyi hala başlangıçta var olan (primordiyal) dış tabakasını muhafaza etmektedir. Böylece volkanların ve göktaşı darbelerinin incelenmesi için milyarlarca yıldır bozulmamış, mükemmel bir ortam sunmaktadır. Günümüz teknolojisi ile yapılacak ölçümlerde meteor çarpışmalarının sonlandığı tarihi olarak 3.9 Ga (milyar yıl) kesinleştirilirse bu Dünya'da yaşamın başlangıç tarihini netleştirecektir. Ay yüzeyini kaplayan kaya örtüsü (regolit) Güneş'in geçirdiği evrimi anlamamıza da yardımcı olacaktır.

Kuşkusuz ki Ay üzerine daha çok çalışmalar yapılacak. İnsansız araçların gönderilmesi, robotların regolit yapısı üzerine çalışmasının yanısıra insanın bir sonraki hedefi olan Mars yolcuğu için de bir istasyon görevi görmesi kuvvetle muhtemel. Elbette Mars'ın bir atmosferi olması ve tarihinde bir zamanlar su bulundurmuş olması koşulları çok farklı yapıyor. Fakat bu koşullara hazırlık şüphesiz Ay üzerinde yapılacak. Özel sektörün son zamanlarda uzay seyahatleri projelerine yönelmiş olması tüm bu araştırmalara tahmin edebileceğimizin ötesinde bir ivme kazandırabilir.
16.1. Çektiğim yarımay fotografı.

Bu yazıyı ilk yazdığım tarihte gözlem yapmaya zaman ayıramıyordum. Hava koşulları ve günlük koşturma bana fırsat vermemişti. Daha sonra 15.07.2013 tarihinde çektiğim yukarıdaki fotoğrafı ekledim (16.1).
 
KAYNAKÇA

[1] Neal, C.R., "The Moon 35 years after Apollo: What's left to learn?", Chemie der Erde, pp. 3-43, 2009.