Astrofotografi etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Astrofotografi etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

18 Ağustos 2020 Salı

50) Kuyruklu Yıldız Avcılığı

Neowise kuyruklu yıldızı (teknik adıyla C/2020 F3) çıplak gözle görülebildiği için tüm dünyada oldukça büyük heyecan yarattı. Sabit yıldızların, gezegenlerin, Güneş'in ve Ay'ın haricinde bir gök cismini gökyüzünde öylece görebilmek muhteşem bir tecrübe. Ben de 12 Temmuz sabahı saat 04:00'te kalktım ve Neowise'ın süslediği gökyüzü manzarasının keyfini çıkardım ve birkaç fotoğraf çektim (50.1).

50.1. İstanbul semalarında Neowise.

Kuyruklu yıldızlar, Güneş'e yakın geçiş yaparken çekirdeklerinde bulunan buz ve toz partiküllerinin buharlaşmasıyla arkalarında gaz izi bırakan gök cisimlerine deniyor. Kuyruklu yıldızın çekirdeğindeki buzun süblimleşme hızı ve bu buza karışmış olan toz miktarı kuyruk yapısını belirliyor. Haliyle, kuyruklu yıldızlar sürekli kütle kaybediyorlar. Kuyruklarının içeriğindeki tozun ve gazın saçınım miktarı ve çeşidi her an değişebildiği için kuyruklu yıldızların görünümleri de anbean farklılık gösterebiliyor [1]. Kuyruklu yıldızların bir başka karakteristik özelliği de elbette kuyruklarının her zaman Güneş'in aksi istikametinde oluşmasıdır. Hareketleri ve şekilleri her daim insanlığın ilgisini çekmiş ve tarih boyu gözlemciler tarafından kayıt altına alınmışlardır (50.2).

50.2. Petrus Apianus'un 1532 yılı kuyruklu yıldızı raporu kapak sayfası renklendirilmiş görseli [2].

Kuyruklu yıldızlara verilen isimlere baktığınızda bir düzenlemeye tabi olduklarını fark edeceksiniz. Yörünge periyotu 30 yıldan az olan ve/veya birden fazla kez günberi geçişi gözlemlenmiş periyodik kuyruklu yıldızlara "P/" kodu veriliyor. Bu tanıma uymayan periyodik kuyruklu yıldızlar için ise "C/" kodu kullanılıyor. Genellikle tarihi arşivlerde yer alan ve yüzlerce yıl evvel kayıt altına alındığı için yörüngesi hesaplanamayan kuyruklu yıldızlar için "X/", parçalanan veya kaybolan periyodik kuyruklu yıldızlar için ise "D/" kodu kullanılıyor [3].

Neowise kuyruklu yıldızı sayesinde yaşadığımıza benzer bir heyecan astronomi çevrelerinde 2014 yılında da yaşanmıştı; bir başka kuyruklu yıldız - C/2014 E2 (Jacques) - dürbünler ile gözlemlenebiliyordu. Bu kuyruklu yıldızın o sene ödül almış olan çok beğendiğim bir fotoğrafını burada paylaşıyorum (50.3). Elbette Neowise çok daha fazla ilgi çekti. Her iki kuyruklu yıldızın da fotoğrafını çekmeyi başardım. Fakat bu sene teleskopla Neowise'ın fotoğrafını üzerine hemen hiç vakit harcamadan çekebilmiş olmamda 2014 yılında Jacques üzerine yaptığım çalışmalarımın önemli katkısı oldu.

50.3. Lefteris Velissaratos'un "Kalbi Iskalayan Ok" isimli fotoğrafı [4].

C/2014 E2 (Jacques), Brezilya SONEAR gözlemevi astronomları tarafından 13 Mart 2014 gecesi keşfedilen bir kuyruklu yıldız [5]. Temmuz ayında günberi (perihelion), Ağustos ayında ise yerberi (perigee) geçişleri gerçekleştiği için gözlem için özellikle bu tarihler uygundu. Günberi, gök cisminin kendi yörüngesinde ilerlerken Güneş'e en yakın olduğu konumu, yerberi ise Dünya'ya en yakın olduğu konumu  ifade ediyor. Ben de bu tarihlerde gözlem yapabilecek şekilde hazırlıklarımı yapmıştım.

50.4. Stellarium'da C/2014 E2 (Jacques) kuyruklu yıldızı.

Kuyruklu yıldızların yörüngeleri bilgisayarlı teleskopların hafızalarında yer almıyorlarİlk aklıma gelen fikir konumu sabit yıldızları ve derin uzay nesnelerini referans alarak kuyruklu yıldızı takip etmek olmuştu. Fakat birkaç hafta arayla gözlem yaptığım için gökyüzünün hareketine ilave olarak kuyruklu yıldızın hareketini de takip etmem gerekiyordu. Üstelik her defasında teleskobun hafızasında yer alan bir gök cismi kuyruklu yıldız ile aynı çerçeveye girmiyordu. Bu sebeple doğrudan kuyruklu yıldızı takip edebiliyor olmalıydım. Bunu yapabilmek için ise teleskobu bilgisayara bağlayıp hedefimin tam konumunu teleskoba söyleyebilmeliydim. Böyle bir iş Celestia, Redshift, Starry Night, Stellarium vb. planetaryum yazılımları ile yapılabiliyor. Şahsen tamamen ücretsiz ve açık kaynak kodlu olan Stellarium yazılımını kullanmayı tercih ettim (50.4).

50.5. Teleskop kumandasından bilgisayara bağlantı.

Artık cep telefonları ve tabletlerle uyumlu Skyview, Skyportal vb. birçok astronomi yazılımı mevcut. Ayrıca yeni teleskoplar, kumanda panelleri üzerinde yer alan makro USB soketleri veya bağlandıkları bir kablosuz ağ üzerinden bir bilgisayara, tablete veya cep telefonuna bağlanarak bu uygulamalar ile kontrol edilebiliyorlar. Fakat hikayemin bu bölümü 2014 yılında geçiyor ve emektar teleskobum Celestron NexStar 5SE ne yazık ki tarif ettiğim bu yeni sistemlerle uyumlu değil. Bu teleskobun bilgisayar ile bağlantısını yapmak için kumanda panelinin üzerinde genelde sabit hat telefonlardan tanıyacağınız RJ11 girişi yer alıyor (50.5). Teleskop ile birlikte gelen RJ11 - RS232 bağlantı kablosu ile ise doğrudan bilgisayarıma bağlantı yapabilmem mümkün değildi. Bu nedenle RS232'den USB-A'ya dönüştüren bir kabloya ihtiyaç duymuştum (50.6). Bu dönüştürücü kabloyu bilindik bir teknoloji market zincirinden almama rağmen sürücü problemi yaşadım. Uzun ve sinir bozucu bir araştırma sürecinden sonra bu kablonun "Prolific PL2303" çipe sahip olduğunu öğrendim. Her ne kadar kablo markası, modeli ve ürün ambalajı üzerinde yazanlar farklı da olsa kabloda kullanılan çipe uygun sürücüyü bulup bilgisayarınıza tanıtmanız gerekiyor.

50.6. RJ11'den RS232 dönüştürücü ile USB-A bağlantı.

Teleskobun bilgisayar ile olan bağlantısını sorunsuzca halledip teleskobun hareketlerini Stellarium üzerinden kontrol etmeyi de başarınca geriye yalnızca takip etmek istediğimiz gök cismini yazılımda bulmak kalıyor. Bunun için Stellarium "Yapılandırma Penceresi" içerisinde yer alan "Eklentiler" seçeneğinden "Güneş Sistemi Düzenleyicisi" açılarak "MPC formatında yörünge cisimleri" internet üzerinden bilgisayara indirilmeli. Böylece yeni keşfedilmiş kuyruklu yıldızlar dahil en güncel gök cisimlerine sahip bir gökyüzü haritanız olabiliyor. Bu adımları takip ederek C/2014 E2 (Jacques) kuyruklu yıldızının 30 saniyelik 12 fotoğrafını çekmeyi başardım (50.7).

50.7. Çektiğim C/2014 E2 Jacques kuyruklu yıldızı fotoğrafı.

Teleskop uzayda kapkaranlık bir bölgeye yönelip de kameranın LCD ekranı üzerinde çektiğim ilk fotoğrafı o an gördüğümde büyük bir hayal kırıklığı yaşadığımı hatırlıyorum. Çünkü ekranda birkaç yıldız ve ortalara doğru bir bulanıklık dışında hemen hiçbir şey gözükmüyordu. Doğrusunu söylemek gerekirse o an fotoğrafları çekmeye devam ederken kuyruklu yıldızı yakalayamamış olabileceğimi düşünmüştüm. Sonradan öğrendim ki benzer bir olayı bundan yaklaşık 400 yıl önce bir başka acemi gözlemci de tecrübe etmişti.

50.8. Isaac Newton'un 28 Aralık 1664 kuyruklu yıldızı için aldığı not [6].

Isaac Newton (1642-1726), Cambridge, Trinity College'da lisans öğrencisi olarak geçirdiği son senesinde bir kuyruklu yıldızı gözlemek üzere kendi kendine astronomi çalışmalarına başlar. Defterine 10 Aralık 1664'te bu kuyruklu yıldızı gözlemlediğini yazar. Fakat 17 Aralık'ta defterine aldığı bir başka notunda kuyruklu yıldızın gerçek konumunu ilk gözleminde yanlış belirlediği, ikinci gözleminde kuyruklu yıldızın asıl yerini belirleyebildiği anlaşılır (50.8). Newton'un astronomi çalışmaları işte tam bu tarihten sonra istikrarlı bir şekilde ilerler [6].

50.9. Isaac Newton'un kuyruklu yıldız çizimi [7].

Newton, defterine "Kuyruklu yıldızın Ay'ın merkezine uzaklığını 9°48' olarak buldum." diye not alır. Burada Newton'un kuyruklu yıldızın konumunu Ay'a göre vermesi oldukça dikkat çekicidir - hatta ironiktir. Keza kuyruklu yıldızın konumunu Ay'ın konumu ile ilişkilendirmesi, belirli bir tarih ve saatte Ay'ın konumunu belirlemeye yarayan herhangi bir teorinin yokluğunda pek mantıklı olmayan bir yaklaşımdır [6]. Newton, böyle bir teorinin inşasının ne kadar zor olduğunu keşfetmek için uzun yıllar harcayacak ve hatta bu teorinin temellerini atacaktı; ancak bu gözlemi yaptığı sırada, böyle bir teorinin var olmadığını bile bilmediği anlaşılmaktadır. Takip eden yıllarda ise, Isaac Newton, kuyruklu yıldız gözlemlerinin de katkısı ile evrensel kütle çekim yasasını doğrulayacaktır (50.9).

50.10. William Parsons'a ait 1844 tarihli M1 çizimi bir yengece benzetildiği için Yengeç Bulutsusu'na bugünkü ismini vermiştir [8].

Newton, ilk gözleminde muhtemelen bir hayalet gördü - yani aslında hiç bir şey görmedi. Teleskopla gözlem yapanlar bunu muhakkak tecrübe etmişlerdir; simsiyah gecenin karanlığında, yıldızların arasında puslu bir obje, gök cismi olabilecek bir gölge gördüğünüzü sanırsınız. Ancak başka bir olasılık daha var. Bundan neredeyse yüz yıl sonra, Ağustos 1758'de bir Fransız gök bilimci teleskobu başında kuyruklu yıldız avlamakla meşgulken, Boğa takımyıldızı civarında bir hayaletle karşılaştı. Charles Messier (1730-1817), önce bunun bir kuyruklu yıldız olabileceğini düşünerek, takip eden gecelerde burayı gözlemlemeye devam etti. Çok geçmeden bu karartının gökyüzünde hareket etmemesinden bunun bir kuyruklu yıldız olamayacağını anladı. Gelecekte hem kendisinin hem de başkalarının gözlem yaparken zaman kaybetmemesini sağlamak için, ilk bakışta bir kuyruklu yıldıza benzeyen bu tip belirsiz nesnelerden oluşan bir katalog oluşturmaya karar verdi. Günümüzde Yengeç Bulutsusu (M1) olarak bilinen Boğa burcundaki bu nesne böylece kataloğundaki ilk nesne oldu (50.10). Messier, 1764 yılında ve sadece yedi ay içerisinde Dumbbell Gezegenimsi Bulutsusu (M27) ve Andromeda Gökadası (M31) dahil olmak üzere 38 hayaleti kataloğuna ekledi. Gece gökyüzünde, kuyruklu yıldızlarla kolayca karıştırılabilecek ancak sabit yıldızlar arasında hareket etmeyen bu bulanık nesneleri göz ardı edilmesi gereken gök cisimlerinin bir listesi olarak kuyruklu yıldız gözlemcileri için 1771 yılında yayınladı [1]. Newton'a gelecek olursak, 10 Aralık 1664 gecesi bir yıldız kümesi gözlemlemiş olabileceği düşünülmektedir [6].

50.11. Çektiğim C/2020 F3 (Neowise) kuyruklu yıldız fotoğrafı.

Burada altı yıl önce yaptığım bir gözlemi ve artık on yıl öncesinden kalma bir teknolojiye dair bilgileri paylaşıyor olmam birilerine mutlaka fayda sağlar diye umuyorum. Keza eski işletim sistemleri ile çalışan ve asla güncellemediğim bilgisayarlarımı hala çeşitli amaçlarla kullanıyorum. Atsan atılmaz, satsan satılmaz evresinde teknolojik aletleriniz varsa sizlere de şiddetle onları oldukları halleriyle muhafaza etmenizi tavsiye ederim. Yeni işletim sistemlerine geçmek, çıkan tüm güncellemeleri yapmak, yeni yazılımlar yüklemek her zaman daha verimli çalışabileceğiniz anlamına gelmiyor. Neowise'ın teleskopla fotoğrafını çekmemde tarif ettiğim düzeneği olduğu gibi çalıştırabilmek çok yardımcı oldu (50.11).

50.12. Lovejoy kuyruklu yıldızının ISS'ten fotografı [9].

Bu yazıma da son verirken sizlerle gene oldukça hoşuma giden bir başka kuyruklu yıldız fotoğrafını paylaşmak istiyorum: C/2011 W3 (Lovejoy). Bu fotoğraf Uluslararası Uzay İstasyonu (ISS) görevlileri tarafından 2011 yılında çekilmiş (50.12).

KAYNAKÇA

[1] Heidarzadeh, T., A History of Physical Theories of Comets, From Aristotle to Whipple, Archimedes New Studies in the History of Science and Technology, Springer Science and Business Media B.V., USA, 2008.

[2] Comet C/1532 R1, Peter Apian, Practica auff dz. 1532 Jar, Landshut, Germany, 1532. 

[3] Green, D.W.E., The ICQ Guide to Observing Comets, International Comet Quarterly, Special Issue VIII, 1997.

[4] The Arrow Missed the Heart, Lefteris Velissaratos / AstronomyNow.

[5] Villamarin, J., "2014 Comet Jacques: SONEAR Team in Brazil Spots New Comet C/2014 E2, Closest Approach to the Sun Occur on June 29", International Business Times AU, 2014.

[6] McGuire, J.E., Tamny, N., "Newton's Astronomical Apprenticeship: Notes of 1664/5", Isis, Vol. 76, No. 3, pp. 349-365, 1985.

[7] Motte, B., "Sir Isaac Newton's depiction of the orbit of the Comet of 1680, fit to a parabola", The Mathematical Principles of Natural Philosophy, p. 358, 1729.

[8] Lord Rosse, "Observations on Some of the Nebulae", Philosophical Transactions of the Royal Society of London, Vol. 134, 1844.

[9] ISS030-E-014350, Dan Burbank/NASA, 21-11-2011.

27 Nisan 2020 Pazartesi

46) Hollanda Maastricht ve Amsterdam Artis Planetaryum Ziyaretim

İşim gereği Hollanda'ya gittim. Önce ülkenin güneyine, bir çalışmaya katılmak üzere Maastricht şehrine, orada işim bitince de Amsterdam'a geçtim. Maastricht oldukça sakin bir şehir. Fakat bu sakinlik sizi yanıltmasın, sokaklarda dünyanın dört bir yanından buraya öğrenime gelen üniversite öğrencilerini görebilirsiniz. Burada katıldığım toplantıda daha önce aynı şirkette iki sene birlikte çalışma imkanı bulduğum çok sevdiğim bir arkadaşım ile hala aynı sektörde bulunduğumuz için karşılaşmış olduk. Böylece şehri birlikte gezme şansımız oldu.

46.1. Maastricht'te dolunay.

Şehir merkezine gitmek istediğimizde sokakta adres sorduğumuz kişiler Türkiye'den Almanya'ya göç etmiş ve o gün için orada bulunan hemşehrimiz bir çift çıktı. Şehir meydanında bu çiftle birlikte birkaç bira içip memleket sohbeti yaptıktan sonra öğrendik ki buralarda ülkemizden ekonomik veya sosyal sebeplerle mecburen göç etmiş çok insan yaşıyordu. Yemekten sonra vedalaştık ve yollarımız ayrıldı. Fakat biz kısıtlı zamanımızda şehrin tarihi yerlerini biraz daha keşfetmek üzere Maas nehrine doğru ilerledik. Doğrusu Maastricht pek de ilginç bir tarihi olmayan ve bu anlamda biraz sıkıcı bir şehir. Yukarıdaki dolunay fotoğrafını (46.1) Wilhelminabrug köprüsü üzerinde çektim.

46.2. Amsterdam Artis planetaryumu.

Maastricht'teki işim bitince iki buçuk saatlik bir tren yolculuğu ile Amsterdam'a geçtim. Böylece Hollanda'yı bir uçtan bir uca geçmiş oluyordum. Trenin penceresinden dışarıyı seyrederken Hollanda'nın yalnızca Konya kadar yüz ölçümüne sahip olduğunu, hatta Trakya'nın da Hollanda'nın yarısı kadar bir yüz ölçümüne sahip olduğunu fark ettiğimi hatırlıyorum. Bu düşüncelerle dışarıya baktıkça biraz kusur arıyor, biraz da gördüğüm nizam ve intizam karşısında hayranlık duyuyordum. Hayvanların dolaştığı çiftlikler düzenli ve pak, dünyanın dört bir yanından gelen insanların yaşadığı sokaklar tertemiz ve bakımlı, insanların üstü başı düzgün, herkes güler yüzlü ve saygılı. Tüm bunları gözlemleyip kendi kendime hüzünle öfke arasında bir duyguya kapılmıştım. Genelde size görünmez olan bir çeşit adaletsizliğin farkına varıyorsunuz bu tip anlarda. İçinde bulunduğumuz durum kötü kokuya insanın burnunun alışması gibi sanırım.

Amsterdam'da bir planetaryum ziyareti planladım (46.2). Planetaryumlar, gece gökyüzünün neye benzediğini görmek için gidebileceğiniz sinema salonlarıdır. Bu salonların farkı, kubbe şeklinde bir tavana sahip olmaları ve sinema koltuklarının ise dairesel düzende yerleştirilmiş olmalarıdır. Seyirciler burada kubbe şeklindeki tavana yansıtılan filmi seyrederler. Planetaryumlarda oynatılan filmler sayesinde gökyüzündeki yıldızlar, gök cisimleri, atmosferik olaylar ve daha birçok astronomi ile ilgili kağıt üzerinde anlaşılması zor konu hakkında kolayca bilgi sahibi olabilirsiniz.

46.3. Planetaryum içerisinde sergilenen kozmonot kostümü.

Bu planetaryuma girebilmek için önce hayvanat bahçesine bilet almalısınız. İçeri girdikten hemen sonra sol tarafınızda bir kafeterya bulunuyor. Planetaryumun girişi de bu kompleksin içerisinde, kafeteryanın hemen yanında yer alıyor. Buraya uğradığımda vizyonda bulunan birkaç film vardı. Fakat görevli beni uyardı ve çok kötü bir zamanda geldiğimi çünkü filmin çoktan başladığını söyledi. Ben de oraya kadar gitmişken film izlemeden çıkmak niyetinde değildim. Bir sonraki seansa biletimi aldım ve kafeteryada oturup filmin başlamasını bekledim. Bu sırada planetaryuma girip çıkan insanları gözlemliyordum. Gelenler ya küçük çocuğu olan genç çiftler ya da okul gezisiyle gelen ilköğretim öğrencileri ve öğretmenleriydi. Anladım ki oraya insanlar çocukları astronomi hakkında genel kültür sahibi olsunlar diye getiriyorlardı. Film saatini beklerken de orada bulunan gezegen modellerini, bilim tarihinde yer almış insanların portrelerini, astronomi ile ilgili sergilenen eşyaları çocuklara gösterip anlatıyorlardı (46.3). Bekleme sırasında kendimi iyice ortamdan kopuk hissetmeye başlamıştım. Orada üstümde kalın siyah pardösüm, kirli sakallarım, birbirine karışmış saçlarım, sırt çantam ve bol kesim kıyafetlerim ile kaba saba duran biri olarak kendimi kötü hissetmekle meşguldüm. Artık bir an önce oradaki işimi bitirip gitmek istiyordum. Nihayet film başladı ve burada paylaşmak üzere gördüklerimi hafızama kaydetmeye odaklandım. 

Film Büyük Patlama'dan başlayarak günümüze kadar evrenin oluşumunu, Güneş Sisteminde yer alan gezegenleri, gökyüzünde bulunan yıldız takımlarını, gök cisimlerini ve insanlığın uzaya gönderdiği çeşitli araçları ve uyduları anlattı. Çocuğunuz varsa veya sizi rol modeli olarak gören bir küçüğünüz, onu bir planetaryuma götürebilirsiniz. Eğer oynayan film de iyiyse astronomi temel konularını anlaması için son derece faydalı olacaktır.

31 Mart 2014 Pazartesi

41) Güneş ve Astrofotografi

Bavyera'da bir gözlemci 1611 yılının Nisan ayında teleskopu ile Güneş'i inceliyordu. Bu ilk gözleminde Güneş'in üzerinde bazı lekelere rastladı ama bu durumu çok önemsemedi. Aynı yılın Ekim ayında gene Güneş'in üzerinde lekeler görünce bu defa lekelerin ya gözündeki bir rahatsızlıktan, ya teleskopunun lensindeki bir kusurdan, ya da bir çeşit atmosfer hareketinden kaynaklandığını düşündü. Bu üç hipotezi üzerine iyice kafa yordu. Akla yatkın bir açıklama bulmak zorundaydı. Lekeler gözündeki bir bozukluktan kaynaklanıyor olamazdı; başka gözlemciler tarafından da bu lekeler görülmüşlerdi. Görünen lekelere teleskopunun lensindeki bir kusur da sebep olamazdı; gözlemler sekiz farklı teleskop ile gerçekleştirilmişti. Atmosfer hareketleri de bu lekelerin müsebbibi olamazlardı; çünkü bu lekeler gün doğumundan gün batımına kadar Güneş'le hareket ediyorlardı; gün içerisinde Güneş'in üzerindeki konumları değişmiyordu ve Güneş ince bulutların arkasında kaldığında bile bu lekeler gözlenebiliyorlardı. Bu gözlemleri yapan kişi, Ingolstadt Üniversitesi'nde 1610 ile 1616 yılları arasında matematik profesörü olarak görev yapmış olan Christoph Scheiner (1575-1650) adında bir Cizvit rahibiydi [1].

41.1. Scheiner'in Güneş lekeleri çizimleri [2].

Scheiner, Augsburg'da yaşayan arkadaşı Mark Welser'e gözlem bulgularını detaylı çizimlerle aktaran üç mektup yazdı ve 1611 sonbaharında bu mektupları gönderdi. Gördüğü bu lekelerin Güneş'in yüzeyine yakın bir konumda bulunan uydu veya gezegenler olduklarına inanıyordu. Fakat ne yazık ki Scheiner'in çizimleri yeterince detaylı değillerdi. Çizimlerinde Güneş'in ölçeğini küçük tutması sebebiyle lekeler küçük noktalar gibi gözüküyorlardı (41.1). Welser, bu mektupların kopyalarını çıkardı ve Lincei Akademisi (Accademia dei Lincei) üyelerine ve Galileo Galilei'ye gönderdi. Galileo da bu lekeleri gözlemlemişti ve bu lekelerin uydu veya gezegen olamayacağını düşünüyordu. Eğer uydu veya gezegen olsalardı bu lekelerin periyodik olarak görünmeleri gerektiğini düşünüyordu. Scheiner ve Galileo Güneş lekeleri üzerine mektuplaşmaya başladılar [1].
 
41.2. Christoph Scheiner'in kullandığı helyoskop.
 
Galileo, Güneş'e doğrudan bakamayacağı için gözlemlerini ancak gün doğumu ve gün batımında, Güneş ışınlarının en zayıf olduğu zamanlarda gerçekleştiriyordu. Scheiner ise Güneş'i bütün gün gözlemleyebileceği bir yöntem geliştirmişti. Scheiner, göz merceğini devreden çıkararak Güneş'in görüntüsünü doğrudan bir yüzeye yansıtıyordu (41.2). Bu yöntemle Güneş'i olduğu gibi, ters-düz olmadan görebiliyordu. Çünkü mercekli (refracting) teleskopların hepsinde baktığınız objeleri baş-aşağı görürsünüz [3].
 
 
 
 41.3. Galileo'nun 25 Haziran 1612 Güneş lekeleri çizimi [4].

Galileo, Güneş lekelerinin Güneş'in yüzeyinde veya atmosferinde bulunan bulutsu oluşumlar olduklarını ispat etmek istiyordu. Scheiner'in Güneş'i bir yüzeye yansıtma tekniğini kullandı. Önce Güneş'in ne zaman hangi konumda olacağını hesapladı. Sonra Güneş'i daha önceden çizdiği bir dairenin üzerine denk gelecek şekilde bir kağıda yansıttı. Bu yöntemle lekelerin detaylı çizimlerini yapmayı başardı (41.3). Bir ay boyunca Güneş lekelerinin hareketlerini detaylı bir biçimde raporladı. Galileo'nun çizimleri Scheiner'in çizimlerine göre çok daha detaylıydı ve Güneş lekelerinin oluşum ve yok oluşlarını şüpheye yer bırakmayacak bir biçimde ispat ediyorlardı [4].
 
41.4. NASA tarafından 2013'te fotografı çekilmiş Güneş lekeleri [5].
 
Artık Güneş lekeleri üzerine çok daha fazla bilgiye sahibiz. Güneş üzerindeki manyetik alanlar yer değiştirirken bazı bölgelerde basıncın yükselmesine sebep olurlar. Bu yüksek basınç alanlarının içerisinde sıcaklık düşer ve çevresi ile basınç dengesi tekrar sağlanmış olur. Sıcaklığı çevresine göre düşük olan bu alanlar bizlere siyah gözükürler. İşte bu alanlar Güneş lekeleridir. Günümüzde çok daha ileri teknolojiler kullanılarak bu lekeler gözlemlenmektedir (41.4).
 
41.5. Teleskop üzerinde Güneş filtresi.
 
Güneş'e özellikle bir teleskop ile bakmak oldukça tehlikeli. Çocukken bir büyüteçle deney yapma fırsatınız olduysa muhtemelen Güneş ışınlarını bir noktada odaklayarak bir yerleri yakmışsınızdır. Teleskop da temelde ışığı gözümüzde odakladığı için Güneş gibi kuvvetli bir kaynaktan gelen ışınlar saniyeler içerisinde bir gözü kör edebilir. Bu sebeple Güneş'i güvenli bir biçimde bir teleskop ile gözlemlemenin tek yolu bir Güneş filtresi kullanmaktır. Güneş filtreleri yüzeylerine gelen ışığın ancak yüz binde birinin geçmesine izin verirler. Ben de nihayet teleskopuma uygun çapta bir Güneş filtresi satın aldım. Filtreyi teleskopun gövdesine açıklık (aperture) tarafından yerleştirdim (41.5).

41.6. Çektiğim ilk Güneş fotografı.

İlk defa gündüz vakti teleskopumu kullanıyordum. Geceleri serin havayla, sineklerle ve böceklerle baş etmenin yollarını öğrenmiştim ama gündüz vakti Güneş'in alnında arı vızıltıları içinde gözlem yapmanın zorluğu bir başkaymış. Filtrenin gözümü Güneş ışınlarından ne kadar koruyacağını bilemediğim için doğrudan fotograf makinemi teleskopa bağlayarak gözleme başladım. Vizörde Güneş'i görünce odak ayarını yaptım ve ilk defa bir Güneş fotoğrafı çektim (41.6). Bu fotografta iki tane Güneş lekesi gözüküyor. Boyutları itibariyle Scheiner'in çizimlerindeki gibi küçük lekelerdi bunlar. Çektiğim bu fotograf ile ilgili teknik bilgileri aşağıda Tablo 41.A'da veriyorum. Güneş'e korkusuzca dakikalarca bakabilmekten büyük keyif aldım. Fakat hava o kadar sıcaktı ki gözlemimi bu fotografı çektikten birkaç dakika sonra bırakmak zorunda kaldım.
 
41.7. Hubble Uzay Teleskopu ile çekilmiş Mira fotografı [6].
 
Güneş'in fotografını çektikten sonra günlerce gökyüzünü süsleyen yıldızları düşündüm. Başka güneşler tepemizde dönüp duruyorlar fakat kendileri hakkında bizlere hiçbir şey anlatmıyorlardı. Yıldızlar bize o kadar uzaktır ki ne kadar güçlü bir teleskop kullanırsak kullanalım, göreceğimiz şey parlayan küçücük bir nokta olacaktır. Öyle ya, hiç doğrudan fotografı çekilmiş bir yıldız var mıydı? Evet! Ne mutlu ki birkaç tane vardı! Bunlardan biri Mira. Bize yaklaşık olarak 400 ışık yılı uzaklıkta bir kırmızı dev. Çapı, Güneş'imizin çapının 700 katı kadar. Bu da, eğer Mira bizim Güneş sistemimizin merkezinde bulunuyor olsaydı yüzeyinin Mars'ın yörüngesini aşacağı anlamına geliyor. Hubble Uzay Teleskopu tarafından çekilmiş olan bu fotografta Mira'nın küre şeklinde olmadığı anlaşılmış (41.7). Bize bu kadar uzaktaki bir gökcisminin fotografının çekilmiş olması gerçekten büyüleyici.
 
Tablo 41.A. Güneş fotografı bilgileri.
 
KAYNAKÇA
 
[1] Shea, W.R., "Galileo, Scheiner, and the Interpretation of Sunspots", Isis, Vol. 61, No. 4, pp. 498-519, 1970.
 
[2] Reeves, E., Van Halden, A., On Sunspots / Galileo Galilei & Christoph Scheiner, The University of Chicago Press, 2010.
 
[3] Van Helden, A., "The Telescope in the Seventeenth Century", Isis, Vol. 65, No. 1, pp. 38-58, 1974.
 
[4] Winkler, M.G., Van Helden, A.,  "Representing the Heavens: Galileo and Visual Astronomy", Isis, Vol. 83, No. 2, pp. 195-217, 1992.
 
[5] NASA's SDO Observes Fast-Growing Sunspot, NASA/SDO/AIA/HMI/Goddard Space Flight Center, 02.19.2013.
 
[6] Red Giant Star Mira's Football Shape, Margarita Karovska (Harvard-Smithsonian Center for Astrophysics) and NASA, 06.08.1997.

10 Mart 2014 Pazartesi

39) Halka Bulutsusu

Kutup ayarını daha hassas yapabilmek için kendimce bir yöntem geliştirdim. Önce üçayağın kuzeye bakması gereken ayağını pusula yardımıyla kuzeye doğru hizaladım. Ardından teleskopu üçayak üzerinde yere dik duracak biçimde sabitledim ve bir su terazisi ile kundağın tesviyede olup olmadığına baktım (39.1). Böylece teleskopun tepemden geçen meridyeni hedeflediğine emindim. Artık teleskopun kundağına 41 derece eğim verdiğimde bakacın ortasında Kuzey Yıldızı Polaris'i görmeliydim. Göremedim!

39.1. Kutup ayarı yapmak için takip ettiğim yöntem.

Sorun, pusulanın tam kuzeyi göstermemesi ve tabla eğimine vermem gereken 41 dereceyi mükemmel bir biçimde veremiyor olmamdı. Bu andan sonra üçayağın uçlarını çok az hareket ettirerek ve tabla eğimini değiştirerek bakaçta Polaris'i ortaladım. Artık Kuzey Yıldızı hiçbir yere kaçamazdı! Onu bakacın ortasına adeta çivilemiştim! Diğer yıldızlar ise artık onun etrafında dönüp duracaklardı. Bu kadar hassas bir ayardan sonra gerisi tamamen teleskopun bilgisayarına kalmıştı. Bu anlattığım kurulum işlemi biraz zamanımı aldı. O yüzden üçayağın yere temas ettiği noktaları işaretledim. Çünkü emin olun bütün bu işlemi her defasında en baştan yapmak istemezsiniz.

39.2. Çektiğim Halka Bulutsusu fotografı.
 
Teleskopun bilgisayarına o sırada görüş alanımda olan birkaç gezegeni göstermesi için komut verdim. Baktığım tüm objeleri bakacın tam ortasında görebiliyordum. İlk defa bu kadar başarılı çalışıyordu. Nihayet bir bulutsu fotografı çekmek için uygun koşulları yakalamıştım. Teleskopumu Halka Bulutsusu'na yönlendirdim. Mükemmel bir biçimde ortalanmıştı. Merceği çıkarıp fotograf makinemi yerleştirdiğimde önce odak ayarını tekrar yapmam gerekti. Ayrıca bu tak çıkar işlemi sırasında teleskop bir miktar sarsıldığı için Halka Bulutsusu vizörde bir miktar kaymıştı. Gene de bir fotografını çekmeyi başardım (39.2).

39.3. Çektiğim Halka Bulutsusu fotografının yakın görünümü.
 
Fotografta yalnızca bulutsunun göründüğü bölümü kestim ve fotoğrafı biraz netleştirdim (39.3). Bu fotografla ilgili teknik bilgileri aşağıda Tablo 39.A'da veriyorum. Böyle bir fotografı ilk defa gördüğünüzde bu objenin bir bulutsu olduğunu söyleyebilir misiniz? Mümkün değil! Nitekim bulutsular ilk gözlemlendiklerinde Gezegenimsi Nebula olarak adlandırılmışlardı. Nebula, latincede bulut veya sis anlamına gelir.
 
Gezegenimsi Nebula teriminin isim babası Frederick William Herschel (1738-1822), 13 Kasım 1790 yılında 8 kadir parlaklığında ve dairesel bir şekle sahip, soluk bir yıldız gözlemlediğini ve bu yıldızın etrafını saran bir atmosferi olduğunu Kraliyet Topluluğu'na (Royal Society) bildirdi. O tarihlerde Dünya dışında bir gökcisminin etrafında bir gaz bulutunun olması düşüncesine şüphe ile yaklaşılıyordu. Ayrıca çıplak gözle bakıldığında karanlık ve boş görünen yerlere teleskop yardımıyla bakıldığında yıldızların görülebildiği öğrenilmişti. Bu sebeple devrin bilim adamları bir gün daha güçlü teleskopların yardımıyla bulutsuların da yıldız kümelerinden oluştuğunun ispat edileceğini düşünüyorlardı [1].
 
 
39.4. Hubble Uzay Teleskopu tarafından çekilmiş Halka Bulutsusu (M57) fotografı [2].
 
Herschel'in gözlemleri bulutsuların yıldız kümelerine ayrıştırılamayacağını kesin olarak göstermiş, bu sıradışı keşfi kozmolojinin seyrini değiştirmişti. Herschel'in gözlemi evrenin yapısı ve oluşumu üzerine yeni sorular doğurmuştu. Artık gökyüzünde her baktığımız yerde yıldızlara rastlamak zorunda değildik. Ayrıca uzayda gözlemlenen bu toz ve gaz bulutları evrenin oluşumu üzerine de ipuçları veriyor olabilirlerdi.
 
Bulutsular, şekilleri itibariyle de her dönemde dikkat çekmişlerdir. Günümüzde bulutsuların yapıları üzerine çok daha sağlıklı fikirler yürütmemize olanak sağlayan gözlemler yapılabiliyor (39.4). Yalnızca yüzyıl önce bile bilinenlerin artık çok ilerisindeyiz. Halka Bulutsusu'nun ve Kedi Gözü Bulutsusu'nun çekirdek yıldızlarının etrafını saran toz ve gaz bulutlarını inceleyen William Huggins (1824-1910), bu olağan dışı oluşumun uzayda bulunan yeni bir elemente işaret ettiğini savunmuş ve bu elemente Nebulium ismini vermiştir. Ayrıca uzun bir süre bulutsuların Samanyolu Galaksisi gibi bir yapısı olduğuna, Güneş sistemimize de yeterince uzaktan bakıldığında benzer bir şeklin görülebileceğine inanılmıştır. Nihayet spektroskopun icadı ile bulutsuların yapıları incelenebilmiş ve bulutsuların birçok gizemi çözülmüştür. Nebulium olarak adlandırılan maddenin aslında iki kere iyonlaşmış oksijen olduğu, bulutsuların ise gökadalardan tamamen farklı bir yapıya sahip oldukları anlaşılmıştır. Halka Bulutsusu'nun kendine has halka şeklinin sebebini ise Rus matematikçi Madam Sofia Vasilyevna Kovalevskaya (1850-1891) izah etmiştir. Dönen bir gaz veya sıvı kütlenin halka şekli alacağını ve harici bir kuvvet tarafından uyarılmadığı sürece  bu şeklini koruyacağını teorik olarak ispat etmiştir [3].
 
Tablo 39.A. Halka Bulutsusu fotoğrafı bilgileri.
 
 
KAYNAKÇA
 
[1] Lovell, B., "Herschel's Work on the Structure of the Universe", Notes and Records of the Royal Society of London, Vol. 33, No. 1, pp. 57-75, 1978.
 
[2] O’Dell, C.R.R., Ferland, G.J., Henney, W.J., Peimbert, M., Thompson, D., "Hubble Reveals the Ring Nebula's True Shape", NASA/ESA, 2011.
 
[3] Newkirk, B.L., "The Ring Nebula in Lyra", Publications of the Astronomical Society of the Pacific, Vol. 16, No. 94, pp. 13-25, 1904.

13 Ocak 2014 Pazartesi

36) Marmara Denizi Üzerinde Samanyolu

Fotografçılık ile yarı-profesyonel olarak ilgilenmeye başlayan kuzenimle bir gökyüzü gözlem gecesi tertiplemeye karar verdik. Buluşmamıza fotografçılıkla ilgili teşekküllü bir ekipman getirdi. Sırtlamış olduğu bir düzine çantanın içinden işimize yarayacak olan bir fotograf makinesini, bir tripodu ve iki de lensi yanımıza aldık.

36.1. Çektiğimiz Marmara Denizi Üzerinde Samanyolu fotografı.

Bulunduğumuz yerde ışık kirliliğinin en az olduğu yer sahildi. Neticede hala denizin üstüne bina ve yol yapılamıyor! Çıplak gözle görülmeyen Samanyolu çektiğimiz uzun poz süreli fotograflarda oldukça güzel görünüyordu (36.1). Bu fotografla ilgili teknik bilgileri Tablo 36.A'da veriyorum.  Konumumuzu değiştirip birkaç yakın plan Samanyolu fotografı da çektik (36.2). Her zaman olduğu gibi asıl problemimiz gene ışık kirliliği oldu. Çektiğimiz bu fotografla ilgili bilgileri de aşağıda verilen Tablo 36.B'de inceleyebilirsiniz.

36.2. Çektiğimiz Yakın Plan Samanyolu fotografı.

Fotografların temel renk düzeyleri ile Paint.NET yazılımı ile biraz oynadık ve burada paylaştığımız sonuçları elde ettik. Kırmızı renk bileşeninin etkisini belli bir seviyenin altına indirdiğimizde ise görselde bazı detaylar kayboluyordu. Işık kirliliğinin fotograflar üzerindeki etkisinin önüne şimdilik bu kadar geçebildik.

Tablo 36.A. Marmara Denizi Üzerinde Samanyolu fotografı bilgileri.
 
Tablo 36.B. Yakın Plan Samanyolu fotografı bilgileri.

6 Ocak 2014 Pazartesi

35) Satürn'ün Hikayesi

İki sene önce yazın çektiğim Satürn fotografı ile geçtiğimiz yaz (15.07.2013 tarihinde) çektiğim Satürn fotografının bir kıyaslamasını yaptım (35.1). Hem hava koşullarının daha uygun olması, hem de sanıyorum teleskopun takip mekanizmasını bu sene daha iyi kurabildiğim için daha net bir görüntü elde ettim.

35.1. Bir sene arayla çektiğim Satürn fotografları.

Fotograflarda Satürn'ün halkasının yüzeyi yeni fotografta daha az görülüyor. Yeni fotografta halka yüzeyi neredeyse bir çizgi gibi gözüküyor. Oysa geçen sene çektiğim fotografta halka gezegenin kutuplarına kadar uzanıyor. Muhtemelen geçen sene fotografı çektiğim sırada Satürn Dünya'nın dönüş ekseni ile daha büyük bir açı yapıyordu. Benden önce de birçok kişi bu tür gözlemler yapmışlardı ama asıl merak ettiğim şey ilk gözlemcilerin bu durum ile nasıl yüzleştikleriydi.

35.2. Galileo Galilei'nin 1616 tarihli Satürn çizimi [1].

Satürn, ilk kez Galileo Galilei tarafından gökcisimlerinin kusursuz küreler olduğuna inanılan bir zamanda gözlemlenmişti. Kendinizi Galileo'nun yerine koysanıza, teleskopunuzun başına her geçtiğinizde yeni ve sıradışı bir şey keşfediyorsunuz! Ay'a baktığınızda kusursuz kristal bir küre görmek yerine dağlar, vadiler, kraterler keşfediyorsunuz. Güneş'e baktığınızda Güneş'in üzerinde karanlık lekeler görüyorsunuz. Teleskopunuzu yıldız takımlarına çevirdiğinizde çıplak gözle görünenden çok daha fazla yıldızı görebildiğinizi fark ediyorsunuz. Jüpiter'e baktığınızda onun da etrafında dönen uyduları olduğunu görüyorsunuz. Satürn'e baktığınızda ise diğer tüm gökcisimlerinden daha farklı, daha tuhaf bir objeyle karşılaşıyorsunuz. Diğer tüm gökcisimleri yalın küreler gibi gözükürlerken Satürn'ün etrafında tuhaf bir şekil olduğunu görüyorsunuz (35.2).

Galileo çok önemli bir keşifte bulunduğunu anlamıştı. Keşfi ilk yapanın kendisi olduğunu belgelemek için ünlü Alman astronom Kepler'e ve Roma'da bulunan Collegio Romano'nun Cizvit alimlerine şifreli bir mektup gönderdi. Bu mesajda "en uzaktaki gezegenin üçlü bir şekli olduğunu gözlemledim" diyordu. Satürn'ün bir halkası olabileceği aklının ucundan bile geçmemişti [2]. Galileo'nun kullandığı teleskopların bir içbükey oküler lensi ve bir dışbükey objektif lensi vardı. En iyi teleskopu otuz kat büyütme gücüne sahipti ve bu yetersiz teçhizat ile Galileo'nun Satürn'ün gerçek şeklini görmesi aslında mümkün değildi (35.3).

35.3. Satürn'ün ilk teleskoplarla gözlemlenen bazı fazları [2].
 

İlk teleskoplarla yapılan gözlemler birçok gözlemci tarafından şüpheli bulunuyordu. Kepler, iki dışbükey lens kullanarak görüş alanını büyütmüştü fakat bu bile açısal ve kromatik gözlem sorunlarının önüne geçmeye yetmiyordu. Teleskopun insan gözünü yanılttığını savunanlar çıkmıştı. Çıplak göze tek görünen yıldızların teleskopla çift gözükmesi veya Venüs'ün Güneş'in önünde bulunduğu dönemlerde teleskopla bakan birine hilal şeklinde gözükürken çıplak gözle bu farkın algılanamaması bazı teleskop karşıtı astronomlar tarafından eleştiriliyordu. Teleskopun bir tek gözlemde bile yanıltıcı bir sonuç veriyor olması demek, diğer tüm gözlemlerin de geçerliliğini kaybetmesi anlamına gelebilirdi [3].

35.4. Satürn'ün fazlarını açıklayan bir çizim [2].


Lehistan-Litvanya Birliği'nde yaşamış Gdansk şehrinin belediye başkanı olan Johannes Hevelius aynı zamanda bir bilim adamıydı. "Satürn'ün Gerçek Görünümü Üzerine" adlı eserinde Satürn'ün tuhaf görünümüne bir açıklama getiriyordu.  Hevelius'a göre Satürn'ün elipsoit bir biçimi vardı ve kutup yüzeylerinden iki tane hilale bağlıydı. Satürn, Güneş'in etrafında yaptığı yolculuğu boyunca otuz senelik bir döngü içinde kendi merkezinin dışında olan bir noktanın etrafında yuvarlanıyordu. Böylece Satürn'ün teleskopla gözlemlenen tüm tuhaf şekilleri açıklanabiliyordu [4]. Aynı dönemlerde diğer astronomlar da Satürn'ün Güneş'in etrafında yaptığı yolculuğa ve Dünya'nın konumuna bağlı olarak farklı fazların görünümleri üzerine araştırmalarına devam ediyorlardı (35.4).

 35.5. Systema Saturnia'da bulunan Satürn tasviri [5].

Satürn, 1656'nın ilk günlerinde uzantıları olmadan görülüyordu. Tam da o günlerde Christiaan Huygens, yedi metre uzunluğunda ve altmış milimetre açıklık çapına sahip bir teleskop yapmıştı. Bu teleskop sac demirden imal edilmişti. İki adet dışbükey lense sahipti ve görüntüyü yüz kat büyütüyordu. Aynı senenin Ekim ayında Satürn'ün halkası yeniden gözüktü. Huygens, bu teleskopla yaptığı gözlemler sonucunda Satürn'ün gövdesine hiçbir noktada temas etmeyen, katı ve sürekli bir halkaya sahip olduğu tezini öne sürdü (35.5). Huygens, ayrıca Mart ayında Satürn'ün uydusu Titan'ı da gözlemlemeyi başaran ilk kişi olmuştu [4,5].
 
 
 35.6. Cassini uzay sondası ile çekilmiş bir fotograf [6].
 
Uzaya gönderilen ve veri toplamaya yarayan robotik uzay araçlarının yardımı ile artık Satürn'ün halkasının sürekli bir cisim olmadığı, halkanın, boyutları mikrometreden metrelere kadar değişen kaya ve buzlaşmış su parçacıklarından oluştuğu biliniyor. Satürn günümüzde hala insanlığı şaşırtmaya devam ediyor. Cassini uzay sondası tarafından çekilen bu fotoğrafta Satürn'ün bir başka eşsiz özelliği olan Altıgen (Heksagon)  kutup jeti görülüyor (35.6).
 
35.7. Laboratuvar ortamında elde edilen Heksagon [7].
 
İlk defa 1988 yılında Voyager uzay aracı ile görüntülenen bu kutup jeti birkaç sene önce laboratuvar ortamında modellendi (35.7). Satürn'ün atmosferinde gerçekleşen akımların barotropik kararsızlığının bir dengeye ulaşmasının sonucu olarak bu şeklin oluştuğu anlaşıldı [7]. Satürn'ün halkası ve kutup jeti kainatın uzun ve kaotik hikayesinin içinde rastgele meydana gelen düzenli fiziksel fenomenlere birer örnek olarak verilebilir.

KAYNAKÇA

[1] Galilei, G., Opere, vol. XII, p. 276.

[2] Huygens, C., Oeuvres Complètes de Christiaan Huygens (1888), The Hague: Martinus Nijhoff, 1925.

[3] Brown, H.I., "Galileo on the Telescope and the Eye", Journal of the History of Ideas, Vol. 46, No. 4, pp. 487-501, 1985.

[4] Shapely, D., "Pre-Huygenian observations of Saturn's ring", Isis, Vol. 40, No. 1, pp. 12-17, 1949.

[5] Chapman, A., "Christian Huygens (1629-1695): astronomer and mechanician", Endeavour, Vol. 19, No. 4, pp. 140-145, 1995.

[6] PIA17141: Saturn's Polar Jet, NASA/JPL-Caltech/Space Science Institute, 2013-12-16.

[7] Aguiar, A.C.B., Read, P.L., Wordsworth, R.D., Salter, T., Yamazaki, Y.H., "A laboratory model of Saturn's North Polar Hexagon", Icarus, 206, pp. 755-763, 2010.

29 Nisan 2013 Pazartesi

32) Astronomi Kulüpleri

Astronomi, şehir merkezlerinde yaşayan kimseler için zaman ayırması güç bir uğraştır. Ancak, kulüpler aracılığı ile bir araya gelen kimseler hem enstrüman, hem lojistik, hem de bilgi paylaşımı sorunlarının üstesinden gelebilirler. Birlikten kuvvet doğar.

Bu konuyla ilgili olarak The Astronomical League adında ABD'de faaliyet gösteren bir oluşumdan bahsetmek istiyorum (32.1.). Bünyesinde ABD'nin çeşitli eyaletlerinde faaliyet gösteren astronomi kulüplerini toplayan bir kuruluş. Nihai hedefi, başta amatör astronomiye olmak üzere toplumda astronomi bilimine ilgi uyandırmak. Amerika'da bulunan yerel astronomi kulüpleri bu oluşumun bir parçası olarak bu ortak ülkü için çalışmalarına devam ediyorlar. Bu organizasyonun çatısı altında astronomiye ilgi duyan kişilerin nasıl bir yol izlemeleri gerektiği konusunda yönlendirmede bulunuluyor ve astronomi bilimi ve felsefesi konusunda toplumsal boyutta sürekli bir gelişim sağlanmış oluyor.

32.1. Astronomical League amblemi.
 
Amatör gözlemcilerin kendilerini geliştirebilmeleri için teçhizata göre kulüpler (clubs by equipment needed) ve tecrübeye göre kulüpler (clubs by experience level) olarak iki farklı kulüp yapısına yönlendirmede bulunuluyor. Teçhizata göre sınıflandırılmış kulüplerde sahip olduğunuz dürbün, teleskop ve fotoğraf makinesine göre gözlem yapmanız, fotoğraf çekmeniz veya video kaydetmeniz bekleniyor. Tecrübeye göre sınıflandırılmış gözlemler ise yapılacak olan çalışmanın zorluğuna göre değişiyor. Başlangıç seviyesinde bir astronom için Ay'ın üzerindeki kraterleri gözlemlemesi görev olarak verilirken, ileri seviyedeki bir astronom için gözlemlenmesi zor olan bulutsuların fotoğraflarını çekmesi bekleniyor.

32.2. Galileo Galilei tarafından resmedilen Ay.
 
Astronomical League bünyesinde bulunan birçok çalışma grubundan biri de Galileo Programı. Bu programı tamamlamak isteyenlerin Galileo Galilei'nin (1564 - 1642) hayattayken yaptığı gözlemleri onun kullandığı enstrümanlara benzer enstrümanları kullanarak tekrarlaması bekleniyor. Örneğin, amatör bir gözlemcinin Ay'ın mükemmel bir küre olmadığını ve üzerinde dağların ve tepelerin bulunduğunu tıpkı Galileo'nun hayattayken yaptığı gibi bir teleskop yardımı ile gözlemleyerek ve karakalem çizimini yaparak ispat etmesi bekleniyor (32.2.). Yapılan çalışmayı ispat eden belgeler daha sonrasında programı yürüten komiteye gönderiliyor. Programın içeriğinde bulunan bütün görevler tamamlandığında ise gözlemciye programı tamamladığına dair resmi bir sertifika ve ödül olarak da tamamlanan programın amblemini taşıyan küçük bir rozet hediye ediliyor (32.3.). Galileo Programına benzer bir biçimde astronomi bilimine katkıda bulunmuş kişilerin yaptıkları çalışmaların tekrarlandığı birçok farklı program bulunuyor. Böylece gökyüzü gözlemcisi hem o tarihte kullanılan enstrümanları, hem de dönemin bilgi seviyesi ve inançları hakkında bilgi sahibi olmuş oluyor.

32.3. Herschel II programını tamamlayanlara verilen rozet.

Takip edilen bu çalışma programları sayesinde amatör astronom profesyonel astronomi gözlemleri gerçekleştirme konusunda ilerleme kaydediyor, astronomi ile sıkı bir ilişkisi olan tarih ve felsefe konularında derinlemesine bilgi ediniyor.

Ülkemizde astronomi kulüpleri genel olarak üniversitelerin bünyelerinde bulunuyor. Bildiğim kadarıyla hepsinin bağlı bulunduğu ortak bir kurum da mevcut değil. Şimdilik gözlem yapmaya fırsat bulduğumda hedeflerimi The Astronomical League içeriğinde bulunan programlardan seçiyorum. Dilerim bir gün ülkemizde bu tip çalışmalara yön veren bir organizasyon yapısına sahip oluruz.

Son olarak bence en mühim konu, astronomi bilimine duyulan ilgiyi bir başka disiplin ile birleştirmek. Farklı alanlarda çalışma yapan kimselerin astronomi biliminin çatısı altında toplanması ve katkıda bulunabilmeleri böyle mümkün olabilir. Mikrobiyoloji ile ilgilenen bir kimse gökcisimlerinin atmosfere girdiklerinde geçirdikleri kimyasal süreçlerle ilgilenirken, akışkanlar mekaniği ile ilgili bir kimse gezegenlerin kütlelerine göre iklim değişiklikleri ile ilgilenebilir. Bir fizikçi ile bir antropolog Güneş'in doğuşunu beraber izleyebilirler; fakat bu sıradan doğa olayında farklı şeyler görüp birbirleriyle paylaşırlar. Böylece yeni bir bilginin doğmasına öncülük ederler.

22 Eylül 2012 Cumartesi

25) İtalya Duomo di Milano'da Bir Astrofotografi Sergisi

Bir iş seyahati sebebiyle Eylül ayında bir süre Milano'da bulunmam gerekiyordu. Fırsat bulduğum zaman gezip görülmesi gereken yerleri de ziyaret ettim. Sanat galerilerinde sergilenen eserlerle, binaların cephe işlemelerinde bulunan figürlerle, meydanlardaki heykellerle, mağazalarda satılan ürünlerle ve daha birçok şeyle astronomi bilimi arasında ilişki kurulabilir. Şehir, bu kültürü yüzlerce yıldır yaşıyor ve etrafta bulunan eserlerle bu bilgiyi heykeller, sanat eserleri ve cephe mimarisi ile nesilden nesile aktarıyor.
Avrupa'nın dördüncü büyük katedrali olan Duomo di Milano şehrin tam merkezinde, metro hatlarının birleştiği büyük bir meydanda bulunuyor. Bu meydan günün her saati kalabalık olmasına rağmen gürültü kirliliği yok denilecek kadar az.

25.1. Duomo meydanında Milan Katedrali'nin önünde astrofotografi sergisi.
Moda haftası sebebiyle hafta içi meydanda çeşitli gösteriler düzenlendi. Cumartesi günü ise beklemediğim bir sergi vardı. Bu bir astronomi kulübünün düzenlediği astrofotografi sergisiydi (25.1.). Meydanda hatırı sayılır bir alan kaplayan bu sergide birçok fotografa yer verilmişti. Ayrıca ziyaretçiler hiçbir ücret ödemeden sergi alanına konulmuş olan bir teleskop ile katedralin zirvesinde bulunan altından yapılma Meryem Ana heykelini detaylı bir şekilde inceleme fırsatı bulabiliyordu (25.2.).
25.2. Sergi alanında bulunan teleskopa ilgi yoğundu.

Birgün Milano'yu ziyaret ederseniz böyle bir sergiye denk gelme ihtimaliniz az, fakat Milan'a gitme fırsatı bulan kişilerin Brera Astronomi Gözlemevi'ni (Osservatorio Astronomico di Brera) ve Bilim ve Teknoloji Leonardo da Vinci Müzesi'ni (Museo Nazionale della Scienza e della Tecnologia Leonardo da Vinci) ziyaret etmelerini tavsiye ederim.

25.3. Milan'da bulunan tarihi Brera Astronomi Gözlemevi.

 Brera Astronomi Gözlemevi'ni ziyaret etmek istiyorsanız ziyaretinizden önce yer ayırtmanız gerekiyor çünkü müze herkese her zaman açık değil. Müze, Brera Güzel Sanatlar Fakültesi'nin (Accademia di Belle Arti de Brera) içerisinde bulunuyor (25.3.). Ayrıca fakültenin içerisinde bulunan sanat galerisini de (Pinecoteca di Brera) ziyaret etmenizi tavsiye ederim.

2 Eylül 2012 Pazar

24) Mavi Ay

Gazetelerde ve televizyonlarda nadiren yaşanan bir olayın gerçekleşeceği, Mavi Ay'ın görüneceği söylendiğinde ben de herkes gibi Ay'ın bir çeşit ışık oyunu sebebiyle mavi renkte görüneceğini sanmıştım. Belki Ay tam da ufukta batmak üzereyken ışığın kırılması sebebiyle mavi tonlarda görülüyordur diye düşünmüştüm. Sabırla bekledim ve Ay ufukta kaybolmadan önce bir fotoğrafını çektim (24.1.). Biraz araştırma yapınca aslında böyle bir şey olmadığını öğrendim.

24.1. Çektiğim Mavi Ay fotografı.
 
Ay, Dünya'nın etrafında yaptığı tam turu ortalama 29.53 günde tamamlar. Dünya ise Güneş'in etrafında yaptığı bir tam turu 365.26 günde tamamlar. Bu sebeple bir senede Ay Dünya'nın etrafında yaklaşık 12.37 tur atar. Yani aslında Ay, Dünya'nın etrafında bir senede 12 turdan biraz fazlasını atar. Takvimlerimizde 12 ay olmasının sebebi işte bu yüzdendir. Ay'ın fazladan gittiği bu mesafe ise Ay'ın hareketini temel alan takvimler ile Güneş'in hareketini temel alan takvimler arasında bulunan yaklaşık 11 günlük farkın sebebidir.
 
Ay'ın kat ettiği bu fazla mesafe sebebiyle iki üç senede bir Ay bir sene içerisinde 12 tam turdan fazlasını atıyor gibi gözlenir. Yani dolunay bir mevsim içerisinde üç kere gözlemleneceği yerde dört kere gözlemlenmiş olur. Bu olaya "Mavi Ay" denilmesinin sebebi ise nadiren yaşanan bir olay olmasından kaynaklanıyor.
 
Demek ki Ay'ı gerçekten mavi renkte görüyorsanız bu fotografını çekmeye değer bir andır.

17 Haziran 2012 Pazar

22) Teleskoplarda Kutup Ayarı Nasıl Yapılır?

Kaliteli astronomi fotografları çekebilmek için uzun süreli pozlama yapabilmek gerekiyor. Uzun süreli pozlama yapabilmek için ise kutup ayarı (polar alignment) yapmak gerekiyor. Astrofotografi konusunda biraz daha ilerlemek için ilk defa kutup ayarı ile fotograf çekmeyi denedim.
22.1. Ekvatoral ve altazimut kundak karşılaştırması.

Kutup ayarı yapabilmek için ekvatoral bir kundak kullanılmalı. Ekvatoral kundak teleskopun dairesel bir hareket ile yıldızları takip edebilmesini sağlıyor. Böylece teleskopun takip mekanizması yatay-düşey (altazimut) kundakların yaptığı gibi yalnızca iki eksende sırayla hareket etmiyor. Bu sanki elinizdeki kamerayla uçan bir kuşu vizörden sürekli takip edebilmek ile kuşu arada sırada görüş alanınızdan kaçırıp tekrar yakalamaya benziyor. Kuşu ekranda sabit görmek istiyorsanız kuşu sürekli ekranda tutarak takip etmelisiniz. Şekil 22.1, altazimut bir kundağın bir yıldızı takip etmesini kırmızı çizgiler ile, ekvatoral bir kundağın bir yıldızı ilerlediği yay boyunca takip etmesini ise turuncu çizgilerle gösteriyor. Uzun pozlama süreleri ancak bir yıldızın göksel küre üzerinde ilerlediği yay boyunca kesintisiz olarak takip edilmesi ile elde ediliyor.

22.2. Kundak Kutup Yıldızı'na, teleskop ise takip edilecek yıldıza bakacak şekilde ayarlanır.

Teleskopun kundağı Kuzey Yıldızı'na hedeflenir ve teleskop takip edilecek olan yıldıza doğrultulur. Böylece kundak Kuzey Yıldızı'nın üzerinde bulunduğu Dünya'nın dönüş ekseni istikametinde dururken teleskop da takip edilen yıldızı bu eksen etrafında yaptığı tek bir dairesel hareket ile takip edebilir (22.2). Kutup ayarının ilk adımı kuzey yarım kürede bulunan kimseler için öncelikle teleskop kundağının kuzey yönünde yerleştirilmesidir. Bunun için bir pusula kullanılır. Sonrasında Kuzey Yıldızı'nı hedefleyebilmek için bulunduğunuz konumun enlemini biliyor olmalısınız. Enlemin önemini şöyle düşünebiliriz, tam olarak Kuzey Kutbu'nda bulunan bir kişi Kutup Yıldızı'nı görebilmek için 90 derece yukarıya bakmalıdır. Kuzey Kutbu'ndan ekvatora doğru indikçe bu değer birer derece azalır. İstanbul için bu 41 derecedir.

22.3. Kundağın kutup ayarının yapılması.

Benim teleskopum Celestron NexStar 5SE ve bu teleskopun hem altazimut hem de ekvatoral olarak kullanılabilen bir kundağı var. Teleskopu kuzeye bakacak şekilde yerleştirdikten sonra enlem ayarını 41 derece olarak ayarladım. Hatta enlem ayarını teleskopun üzerinde yazan değerlerden daha hassas yapabilmek için bir cep telefonu uygulaması kullandım (22.3). Daha sonrasında teleskopun bilgisayarı benden meridyeni ve iki farklı yıldızı hedeflememi istedi. Meridyen hayali bir çizgi olduğu için teleskopu yere dik konuma getirmek bunun için yeterliydi. Hedeflenecek iki yıldızı da teleskopun bilgisayarı önerdi.

22.4. Çektiğim Dumbbell Bulutsusu fotografı.

Aslında kutup ayarımla ilgili yaptıklarım burada anlattığım kadar kusursuz bir biçimde gerçekleşmedi. Kutup ayarı ile çektiğim ilk fotografın pek de başarılı olduğu da söylenemez. Fotografta kırmızı halka içerisinde M27 görünüyor (22.4). Kutup ayarını doğru düzgün yapamadığım için fotografta yıldızların 25 saniye boyunca oluşturdukları yıldız-izi görülüyor. Gene de ilk denemem için bu sonuç beni memnun etti. Fotografla ilgili bilgileri Tablo 22.A.'da veriyorum. Kutup ayarını nasıl yapmam gerektiğini anlamaya çalışırken faydalandığım kaynaklar biraz kafamı karıştırmıştı. Umarım bu yazı yeni başlayanlar için açıklayıcı olur.

Tablo 22.A. Dumbbell Bulutsusu çekimi ayarları