Gökbilim etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Gökbilim etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

18 Ağustos 2020 Salı

50) Kuyruklu Yıldız Avcılığı

Neowise kuyruklu yıldızı (teknik adıyla C/2020 F3) çıplak gözle görülebildiği için tüm dünyada oldukça büyük heyecan yarattı. Sabit yıldızların, gezegenlerin, Güneş'in ve Ay'ın haricinde bir gök cismini gökyüzünde öylece görebilmek muhteşem bir tecrübe. Ben de 12 Temmuz sabahı saat 04:00'te kalktım ve Neowise'ın süslediği gökyüzü manzarasının keyfini çıkardım ve birkaç fotoğraf çektim (50.1).

50.1. İstanbul semalarında Neowise.

Kuyruklu yıldızlar, Güneş'e yakın geçiş yaparken çekirdeklerinde bulunan buz ve toz partiküllerinin buharlaşmasıyla arkalarında gaz izi bırakan gök cisimlerine deniyor. Kuyruklu yıldızın çekirdeğindeki buzun süblimleşme hızı ve bu buza karışmış olan toz miktarı kuyruk yapısını belirliyor. Haliyle, kuyruklu yıldızlar sürekli kütle kaybediyorlar. Kuyruklarının içeriğindeki tozun ve gazın saçınım miktarı ve çeşidi her an değişebildiği için kuyruklu yıldızların görünümleri de anbean farklılık gösterebiliyor [1]. Kuyruklu yıldızların bir başka karakteristik özelliği de elbette kuyruklarının her zaman Güneş'in aksi istikametinde oluşmasıdır. Hareketleri ve şekilleri her daim insanlığın ilgisini çekmiş ve tarih boyu gözlemciler tarafından kayıt altına alınmışlardır (50.2).

50.2. Petrus Apianus'un 1532 yılı kuyruklu yıldızı raporu kapak sayfası renklendirilmiş görseli [2].

Kuyruklu yıldızlara verilen isimlere baktığınızda bir düzenlemeye tabi olduklarını fark edeceksiniz. Yörünge periyotu 30 yıldan az olan ve/veya birden fazla kez günberi geçişi gözlemlenmiş periyodik kuyruklu yıldızlara "P/" kodu veriliyor. Bu tanıma uymayan periyodik kuyruklu yıldızlar için ise "C/" kodu kullanılıyor. Genellikle tarihi arşivlerde yer alan ve yüzlerce yıl evvel kayıt altına alındığı için yörüngesi hesaplanamayan kuyruklu yıldızlar için "X/", parçalanan veya kaybolan periyodik kuyruklu yıldızlar için ise "D/" kodu kullanılıyor [3].

Neowise kuyruklu yıldızı sayesinde yaşadığımıza benzer bir heyecan astronomi çevrelerinde 2014 yılında da yaşanmıştı; bir başka kuyruklu yıldız - C/2014 E2 (Jacques) - dürbünler ile gözlemlenebiliyordu. Bu kuyruklu yıldızın o sene ödül almış olan çok beğendiğim bir fotoğrafını burada paylaşıyorum (50.3). Elbette Neowise çok daha fazla ilgi çekti. Her iki kuyruklu yıldızın da fotoğrafını çekmeyi başardım. Fakat bu sene teleskopla Neowise'ın fotoğrafını üzerine hemen hiç vakit harcamadan çekebilmiş olmamda 2014 yılında Jacques üzerine yaptığım çalışmalarımın önemli katkısı oldu.

50.3. Lefteris Velissaratos'un "Kalbi Iskalayan Ok" isimli fotoğrafı [4].

C/2014 E2 (Jacques), Brezilya SONEAR gözlemevi astronomları tarafından 13 Mart 2014 gecesi keşfedilen bir kuyruklu yıldız [5]. Temmuz ayında günberi (perihelion), Ağustos ayında ise yerberi (perigee) geçişleri gerçekleştiği için gözlem için özellikle bu tarihler uygundu. Günberi, gök cisminin kendi yörüngesinde ilerlerken Güneş'e en yakın olduğu konumu, yerberi ise Dünya'ya en yakın olduğu konumu  ifade ediyor. Ben de bu tarihlerde gözlem yapabilecek şekilde hazırlıklarımı yapmıştım.

50.4. Stellarium'da C/2014 E2 (Jacques) kuyruklu yıldızı.

Kuyruklu yıldızların yörüngeleri bilgisayarlı teleskopların hafızalarında yer almıyorlarİlk aklıma gelen fikir konumu sabit yıldızları ve derin uzay nesnelerini referans alarak kuyruklu yıldızı takip etmek olmuştu. Fakat birkaç hafta arayla gözlem yaptığım için gökyüzünün hareketine ilave olarak kuyruklu yıldızın hareketini de takip etmem gerekiyordu. Üstelik her defasında teleskobun hafızasında yer alan bir gök cismi kuyruklu yıldız ile aynı çerçeveye girmiyordu. Bu sebeple doğrudan kuyruklu yıldızı takip edebiliyor olmalıydım. Bunu yapabilmek için ise teleskobu bilgisayara bağlayıp hedefimin tam konumunu teleskoba söyleyebilmeliydim. Böyle bir iş Celestia, Redshift, Starry Night, Stellarium vb. planetaryum yazılımları ile yapılabiliyor. Şahsen tamamen ücretsiz ve açık kaynak kodlu olan Stellarium yazılımını kullanmayı tercih ettim (50.4).

50.5. Teleskop kumandasından bilgisayara bağlantı.

Artık cep telefonları ve tabletlerle uyumlu Skyview, Skyportal vb. birçok astronomi yazılımı mevcut. Ayrıca yeni teleskoplar, kumanda panelleri üzerinde yer alan makro USB soketleri veya bağlandıkları bir kablosuz ağ üzerinden bir bilgisayara, tablete veya cep telefonuna bağlanarak bu uygulamalar ile kontrol edilebiliyorlar. Fakat hikayemin bu bölümü 2014 yılında geçiyor ve emektar teleskobum Celestron NexStar 5SE ne yazık ki tarif ettiğim bu yeni sistemlerle uyumlu değil. Bu teleskobun bilgisayar ile bağlantısını yapmak için kumanda panelinin üzerinde genelde sabit hat telefonlardan tanıyacağınız RJ11 girişi yer alıyor (50.5). Teleskop ile birlikte gelen RJ11 - RS232 bağlantı kablosu ile ise doğrudan bilgisayarıma bağlantı yapabilmem mümkün değildi. Bu nedenle RS232'den USB-A'ya dönüştüren bir kabloya ihtiyaç duymuştum (50.6). Bu dönüştürücü kabloyu bilindik bir teknoloji market zincirinden almama rağmen sürücü problemi yaşadım. Uzun ve sinir bozucu bir araştırma sürecinden sonra bu kablonun "Prolific PL2303" çipe sahip olduğunu öğrendim. Her ne kadar kablo markası, modeli ve ürün ambalajı üzerinde yazanlar farklı da olsa kabloda kullanılan çipe uygun sürücüyü bulup bilgisayarınıza tanıtmanız gerekiyor.

50.6. RJ11'den RS232 dönüştürücü ile USB-A bağlantı.

Teleskobun bilgisayar ile olan bağlantısını sorunsuzca halledip teleskobun hareketlerini Stellarium üzerinden kontrol etmeyi de başarınca geriye yalnızca takip etmek istediğimiz gök cismini yazılımda bulmak kalıyor. Bunun için Stellarium "Yapılandırma Penceresi" içerisinde yer alan "Eklentiler" seçeneğinden "Güneş Sistemi Düzenleyicisi" açılarak "MPC formatında yörünge cisimleri" internet üzerinden bilgisayara indirilmeli. Böylece yeni keşfedilmiş kuyruklu yıldızlar dahil en güncel gök cisimlerine sahip bir gökyüzü haritanız olabiliyor. Bu adımları takip ederek C/2014 E2 (Jacques) kuyruklu yıldızının 30 saniyelik 12 fotoğrafını çekmeyi başardım (50.7).

50.7. Çektiğim C/2014 E2 Jacques kuyruklu yıldızı fotoğrafı.

Teleskop uzayda kapkaranlık bir bölgeye yönelip de kameranın LCD ekranı üzerinde çektiğim ilk fotoğrafı o an gördüğümde büyük bir hayal kırıklığı yaşadığımı hatırlıyorum. Çünkü ekranda birkaç yıldız ve ortalara doğru bir bulanıklık dışında hemen hiçbir şey gözükmüyordu. Doğrusunu söylemek gerekirse o an fotoğrafları çekmeye devam ederken kuyruklu yıldızı yakalayamamış olabileceğimi düşünmüştüm. Sonradan öğrendim ki benzer bir olayı bundan yaklaşık 400 yıl önce bir başka acemi gözlemci de tecrübe etmişti.

50.8. Isaac Newton'un 28 Aralık 1664 kuyruklu yıldızı için aldığı not [6].

Isaac Newton (1642-1726), Cambridge, Trinity College'da lisans öğrencisi olarak geçirdiği son senesinde bir kuyruklu yıldızı gözlemek üzere kendi kendine astronomi çalışmalarına başlar. Defterine 10 Aralık 1664'te bu kuyruklu yıldızı gözlemlediğini yazar. Fakat 17 Aralık'ta defterine aldığı bir başka notunda kuyruklu yıldızın gerçek konumunu ilk gözleminde yanlış belirlediği, ikinci gözleminde kuyruklu yıldızın asıl yerini belirleyebildiği anlaşılır (50.8). Newton'un astronomi çalışmaları işte tam bu tarihten sonra istikrarlı bir şekilde ilerler [6].

50.9. Isaac Newton'un kuyruklu yıldız çizimi [7].

Newton, defterine "Kuyruklu yıldızın Ay'ın merkezine uzaklığını 9°48' olarak buldum." diye not alır. Burada Newton'un kuyruklu yıldızın konumunu Ay'a göre vermesi oldukça dikkat çekicidir - hatta ironiktir. Keza kuyruklu yıldızın konumunu Ay'ın konumu ile ilişkilendirmesi, belirli bir tarih ve saatte Ay'ın konumunu belirlemeye yarayan herhangi bir teorinin yokluğunda pek mantıklı olmayan bir yaklaşımdır [6]. Newton, böyle bir teorinin inşasının ne kadar zor olduğunu keşfetmek için uzun yıllar harcayacak ve hatta bu teorinin temellerini atacaktı; ancak bu gözlemi yaptığı sırada, böyle bir teorinin var olmadığını bile bilmediği anlaşılmaktadır. Takip eden yıllarda ise, Isaac Newton, kuyruklu yıldız gözlemlerinin de katkısı ile evrensel kütle çekim yasasını doğrulayacaktır (50.9).

50.10. William Parsons'a ait 1844 tarihli M1 çizimi bir yengece benzetildiği için Yengeç Bulutsusu'na bugünkü ismini vermiştir [8].

Newton, ilk gözleminde muhtemelen bir hayalet gördü - yani aslında hiç bir şey görmedi. Teleskopla gözlem yapanlar bunu muhakkak tecrübe etmişlerdir; simsiyah gecenin karanlığında, yıldızların arasında puslu bir obje, gök cismi olabilecek bir gölge gördüğünüzü sanırsınız. Ancak başka bir olasılık daha var. Bundan neredeyse yüz yıl sonra, Ağustos 1758'de bir Fransız gök bilimci teleskobu başında kuyruklu yıldız avlamakla meşgulken, Boğa takımyıldızı civarında bir hayaletle karşılaştı. Charles Messier (1730-1817), önce bunun bir kuyruklu yıldız olabileceğini düşünerek, takip eden gecelerde burayı gözlemlemeye devam etti. Çok geçmeden bu karartının gökyüzünde hareket etmemesinden bunun bir kuyruklu yıldız olamayacağını anladı. Gelecekte hem kendisinin hem de başkalarının gözlem yaparken zaman kaybetmemesini sağlamak için, ilk bakışta bir kuyruklu yıldıza benzeyen bu tip belirsiz nesnelerden oluşan bir katalog oluşturmaya karar verdi. Günümüzde Yengeç Bulutsusu (M1) olarak bilinen Boğa burcundaki bu nesne böylece kataloğundaki ilk nesne oldu (50.10). Messier, 1764 yılında ve sadece yedi ay içerisinde Dumbbell Gezegenimsi Bulutsusu (M27) ve Andromeda Gökadası (M31) dahil olmak üzere 38 hayaleti kataloğuna ekledi. Gece gökyüzünde, kuyruklu yıldızlarla kolayca karıştırılabilecek ancak sabit yıldızlar arasında hareket etmeyen bu bulanık nesneleri göz ardı edilmesi gereken gök cisimlerinin bir listesi olarak kuyruklu yıldız gözlemcileri için 1771 yılında yayınladı [1]. Newton'a gelecek olursak, 10 Aralık 1664 gecesi bir yıldız kümesi gözlemlemiş olabileceği düşünülmektedir [6].

50.11. Çektiğim C/2020 F3 (Neowise) kuyruklu yıldız fotoğrafı.

Burada altı yıl önce yaptığım bir gözlemi ve artık on yıl öncesinden kalma bir teknolojiye dair bilgileri paylaşıyor olmam birilerine mutlaka fayda sağlar diye umuyorum. Keza eski işletim sistemleri ile çalışan ve asla güncellemediğim bilgisayarlarımı hala çeşitli amaçlarla kullanıyorum. Atsan atılmaz, satsan satılmaz evresinde teknolojik aletleriniz varsa sizlere de şiddetle onları oldukları halleriyle muhafaza etmenizi tavsiye ederim. Yeni işletim sistemlerine geçmek, çıkan tüm güncellemeleri yapmak, yeni yazılımlar yüklemek her zaman daha verimli çalışabileceğiniz anlamına gelmiyor. Neowise'ın teleskopla fotoğrafını çekmemde tarif ettiğim düzeneği olduğu gibi çalıştırabilmek çok yardımcı oldu (50.11).

50.12. Lovejoy kuyruklu yıldızının ISS'ten fotografı [9].

Bu yazıma da son verirken sizlerle gene oldukça hoşuma giden bir başka kuyruklu yıldız fotoğrafını paylaşmak istiyorum: C/2011 W3 (Lovejoy). Bu fotoğraf Uluslararası Uzay İstasyonu (ISS) görevlileri tarafından 2011 yılında çekilmiş (50.12).

KAYNAKÇA

[1] Heidarzadeh, T., A History of Physical Theories of Comets, From Aristotle to Whipple, Archimedes New Studies in the History of Science and Technology, Springer Science and Business Media B.V., USA, 2008.

[2] Comet C/1532 R1, Peter Apian, Practica auff dz. 1532 Jar, Landshut, Germany, 1532. 

[3] Green, D.W.E., The ICQ Guide to Observing Comets, International Comet Quarterly, Special Issue VIII, 1997.

[4] The Arrow Missed the Heart, Lefteris Velissaratos / AstronomyNow.

[5] Villamarin, J., "2014 Comet Jacques: SONEAR Team in Brazil Spots New Comet C/2014 E2, Closest Approach to the Sun Occur on June 29", International Business Times AU, 2014.

[6] McGuire, J.E., Tamny, N., "Newton's Astronomical Apprenticeship: Notes of 1664/5", Isis, Vol. 76, No. 3, pp. 349-365, 1985.

[7] Motte, B., "Sir Isaac Newton's depiction of the orbit of the Comet of 1680, fit to a parabola", The Mathematical Principles of Natural Philosophy, p. 358, 1729.

[8] Lord Rosse, "Observations on Some of the Nebulae", Philosophical Transactions of the Royal Society of London, Vol. 134, 1844.

[9] ISS030-E-014350, Dan Burbank/NASA, 21-11-2011.

3 Mayıs 2020 Pazar

49) Almanya Berlin Archenhold Gözlemevi Ziyaretim

Berlin'e arkadaşlarımla tatil amacıyla gittik. Berlin, tarihsel ve kültürel olarak çok zengin bir şehir. Gidip görebileceğiniz çok yer var. Astronomi ise Almanya tarihinde ayrıcalıklı bir yere sahip. Dünyada ilk defa astronomi üzerine bir bilim dergisi Heinrich Christian Schumacher (1780-1850) tarafından "Astronomische Nachrichten" adıyla Almanya'da çıkarılmış [1]. Albert Einstein, Max Planck, Werner Heisenberg ve nice bilim tarihine damga vurmuş bilim insanı Alman vatandaşı. Dünyanın en büyük mercekli teleskobu da bizim ziyaret ettiğimiz Archenhold Gözlemevi'nde bulunuyor.

Gözlemevi, şehir merkezinden biraz uzakta da olsa toplu taşıma ile ulaşılabilir. Gerçi biz bir yere kadar otobüsle gittikten sonra geri kalan yolu yürüyerek tamamlarız diye planlamıştık. Arkadaşlarım yol üstünde bir modern sanat galerisini bulmak istedikleri için böyle bir maceraya girmiştik ama sonunda yolumuzu kaybederek Berlin'de yaşayanların bile unuttukları bir semtte bulmuştuk kendimizi. Uğramayı planladığımız modern sanat galerisini de bulamayınca yolculuğumuzu taksiyle tamamladık.

49.1. Archenhold Gözlemevi ön bahçesi.

Archenhold Gözlemevi önündeki yeşil alanı, cephe mimarisi ve binanın üzerinden yükselen devasa teleskobu ile hemen sizi etkisi altına alıyor (49.1). Berlin'in dışında bulunan Grunewald Gözlemevi'nin gökbilimcisi ve yöneticisi olarak görev yapan Friedrich Simon Archenhold (1861-1939), 1893'te büyük bir teleskop inşa etmek için bir kampanya başlattı. Üç yıl sonra bu hayalini gerçekleştirdi. Odak uzaklığı 21m olan dünyanın en uzun mercekli teleskobu (refracting telescope) Archenhold'un çabaları sonucunda özel bağışlarla finanse edilmişti. O günlerde adı Treptow olan gözlemevi tamamen ahşap bir binaydı. Mevcut bina ise 1908-1909 yıllarında inşa edildi ve Archenhold 1896'dan 1931'e kadar buranın direktörü olarak görev yaptı [2]. Gözlemevinin çatı katına çıkarak 1896 yılında yapılmış olan bu ihtişamlı teleskobu yakından inceleyebilirsiniz (49.2).

49.2. Dünyadaki en büyük mercekli teleskop.

Teleskop teknolojisi yeterli seviyeye ulaşmadan önce gök cisimlerinin konumları ve hareketleri meridyen çemberi (meridian circle) denilen bir aletle belirlenirdi. Gök cisimlerinin konumlarının hassasiyetle belirlenmesi öncelikle topografik haritalar çıkarmak ve seyrüsefer hesapları yapmak üzere gerekiyordu. Sürekli birbirleri ile savaş halinde olan Avrupa devletleri orduları için doğru topografik haritalara sahip olmak savaş alanlarında üstünlük sağlayabilmek için kritik önem taşıyordu. Seyrüsefer hesapları ise gelişen sanayiye denizyolu, karayolu ve demiryolu seyahat sürelerinin hesaplanması ve en kazançlı rotaların belirlenmesi için gerekiyordu. Gözlemevleri, 19. yüzyıl Avrupa'sında öncelikle bu hizmetleri vermek üzere çalışmalar yapıyorlardı [3].

Heinrich Christian Schumacher, Altona Gözlemevi'nin kurucusuydu ve iyi de bir gökbilimciydi. Çalışmaları Danimarka kralı Charles VII tarafından destekleniyordu. Bu çalışma için dönemin önde gelen ölçüm aleti üreticisi Georg Friedrich von Reichenbach'tan bir meridyen çemberi yapmasını istedi [4]. Reichenbach, Altona Gözlemevi için ilk defa doğu-batı yönlerinde sabitlenmek zorunda olmayan bir meridyen çemberi tasarladı.

49.3. Archenhold Gözlemevi'nde sergilenen meridyen çemberi.

Altona ve Kiel şehirleri arasında faaliyet gösteren trenlerin tahmin edilen seyahat sürelerinde her defasında bir dakikalık sapma olmasından dolayı bu iki şehir arasında bir saat farkı olduğu anlaşıldı. Bu problem Heinrich Christian Schumacher tarafından iki şehir arasında yapay bir saat dilimi oluşturularak çözüldü. Bu uygulama ile artık trenlerin varış zamanlarını yirmi saniye sapmayla hesaplamak mümkündü. Fakat daha uzak mesafelere daha hızlı tren seferlerinin başlamasıyla aynı problem farklı şehirler arasında da geçerli olmaya başladı ve bu iş içinden çıkılmaz bir hal aldı. Bu durum uluslararası bir krize dönüştüğü için 1884 yılında Uluslararası Meridyen Konferansı (International Meridian Conference) toplandı [5].

Altona'da sanayileşmeyle artan gemi ve tren trafiği kaynaklı titreşimler burada yapılan ölçümlerin hassasiyetini olumsuz etkilemeye başlamış. Hava kirliliği de gözlem yapılmasına engel olmaya başlayınca bu gözlemevi kullanım dışı kalmış. Fotoğraftaki meridyen çemberi (49.3) Altona'dan alınarak Archenhold'a getirilmiş. Bugün tüm dünyanın kullandığı saat dilimlerinin işte bu enstrümanın başının altından çıktığını tahmin eder miydiniz?

49.4. Gözlemevinde sergilenen dev demir göktaşı.

Archenhold Gözlemevi günümüzde bir müze işlevi görüyor. İçeride birçok tarihi astronomi ölçüm ekipmanı sergileniyor, çocuklara yönelik astronomiyi tanıtan basit mekanizmalar ve görseller yer alıyor. Fakat bizi en çok heyecanlandıran obje bir salonun ortasında öylece duran dev bir gök taşı oldu (49.4). Bu gök taşı 167m derinliğe ve 1186m çapa sahip bir kraterden çıkarılmış. Dünya'ya 50,000 yıl önce çarpan 30m çapında ve 150,000 ton kütleye sahip bir gök taşına ait olduğu düşünülüyor. Bu bilgiler Berlin Doğa Tarihi Müzesi (Berlin Museum für Naturkunde) tarafından yapılan araştırmalarla doğrulanmış.

Müzeden çıkmak üzereydik ki üzerinde bir açıklama plakası bulunan kapı dikkatimizi çekti. Burası Albert Einstein'ın genel göreliliği anlattığı ilk salonlardan biriydi (49.5). Ne yazık ki bizim gezdiğimiz sırada burası ziyaretçi kabul etmiyordu. Salonun fotoğraflarını çekmemize de izin verilmedi. Ancak kapıyı aralayıp içeriye bakabildik. Ders anlatacak veya sunum yapacak kişi için sahnede dinleyicilerden biraz daha yüksek bir platform bulunuyordu. Muhtemelen enerjinin korunumu prensibi anlatımı için sahnede tavandan sarkan bir top bulunuyordu. Sahnede bugünlerde daha az rastladığımız tebeşirle yazı yazılan bir kara tahta vardı.

49.5. Albert Einstein'ın genel göreliliği anlattığı salon.

Albert Einstein, bilim ve teknoloji alanlarında yaşanan gelişmelerin daha çok kişiye ulaşmasına önem veren bir bilim insanıydı. Kendine ve başkalarına ait bilimsel çalışmaları daha anlaşılır bir dille kitlelere duyurmaya çalıştığı birçok makalesi vardı. Einstein'ın 1914 yılı Nisan ayında Berlin'e taşındıktan kısa bir süre sonra Vossische Zeitung gazeteside genel görelilik üzerine halkın anlayacağı dilde bir makale yayınlamış olması da bu kişilik özelliğine bir örnektir. Friedrich Simon Archenhold, Einstein'ın 26 Nisan 1914'te gazetede yayınlanan bu makalesinden cesaret alarak onu gözlemevine bir sunum yapmaya davet etti. Einstein, Archenhold'un teklifini kabul etti; 2 Haziran 1915'te burada "Hareket ve Yer Çekimi Göreliliği Üzerine" (Über Relativität der Bewegung und Gravitation) başlıklı bir sunum gerçekleştirdi. Bu, Einstein'ın genel görelilik teorisi üzerine verdiği ilk sunumlardan biriydi ve nispeten kalabalık bir dinleyici kitlesi o gün onu dinlemeye geldi. Bu sunumdan birkaç ay sonra, 1915 sonbaharında ise teorisini yayınladı [6].

Archenhold için ise bu sunum hayatı boyunca muhtemelen hep özel bir yere sahip oldu. Kendisi de bu sunumdan önce genel görelilik üzerine makaleler yayınlamıştı. Sonrasında gözlemevinin kendi yayın organı ile ismi duyulmamış birçok araştırmacının genel görelilik teorisi üzerine makalelerini yayınladı. Fakat 1920'li yıllarda Yahudi düşmanı hareketlerle birlikte Einstein ırkçı grupların hedefi olmaya başladığında Archenhold gerçeğin bilinmesini kendisine bir görev bildi ve Einstein'ın genel görelilik teorisine katkılarını gözlem evinde verilen dersler, yapılan sunumlar ve çıkarılan yayınlarla duyurmaya çalıştı. Hatta giderek gerilimin arttığı bu ortamda, 1926 yılında, Einstein'ı bir sunum daha vermeye davet etti. Fakat Einstein bu defa bu daveti dostça ret etmek zorunda kaldı [6].

Archenhold 1931 yılında 70 yaşında görevinden istifa etti. Naziler 1933 yılında iktidara geldikten sonra aile üyeleri yavaş yavaş gözlemevinden atıldılar. Gökbilimci olarak yetiştirdiği iki oğlu mecburen İngiltere'ye göç ettiler. Archenhold'un eşi Alice ve kızı Hildre Theresienstadt toplama kampında hayatlarını kaybettiler. Einstein ise 1933 yılında Amerika'ya göç etti. İkinci Dünya Savaşı sona erdikten sonra Treptow Gözlemevi'nin ismi 1946 yılında Archenhold'un anısına Archenhold Gözlemevi olarak değiştirildi. Einstein da hayatı boyunca Archenhold'u hep iyi bir şekilde andı [2].

KAYNAKÇA

[1] Herrmann, D.B., "B.A. Gould and his Astronomical Journal", JHA, pp.98-108, 1971. 

[2] Palmeri, J., Bolt, M., Biographical Encyclopedia of Astronomers Second Edition, Springer, UK, 2014.

[3] Johnston, A., Connor, R.D., Stephens, C.E., Ceruzzi, P.E., Time and Navigation: The Untold Story of Getting from Here to There, Smithsonian Books, USA, 2015.

[4] Voss, W., "H.C. Schumacher and the Observatory at Altona", Journal of the Royal Astronomical Society of Canada, Vol. 46, pp.22-23, 1951.

[5] Hoffmann, G., "Heinrich Christian Schumacher - Der Altonaer Astronom und die Vermessung", Hamburg Landesbetrieb Geoinformation und Vermessung, 2009.

[6] Hoffmann, D., Einstein's Berlin: In the Footsteps of a Genius, The John Hopkins University Press, USA, 2013.

28 Nisan 2020 Salı

47) İngiltere Greenwich Kraliyet Gözlemevi Ziyaretim

İngiltere, Londra'ya gerçekleştirdiğim bir iş seyahatimde kendime biraz zaman ayırarak bir başka gökbilim gezisi tertipledim. Bu defa zamanın merkezine, Greenwich Kraliyet Gözlemevi'ne gittim. Bu gözlemevi, astronomi ve seyrüsefer (navigation) tarihinde önemli bir rol oynadığı için başlangıç meridyeni konumu olarak kabul görmüş ve Greenwich Ortalama Saati (GMT) kavramına ismini vermiştir.

Denizlere hakimiyet 17. yüzyılda iyice önem kazanmıştır. Kıtalar arası keşiflerin ve denizaşırı topraklarda sömürgeciliğin hız kazandığı bu devirde denizcilerin yönlerini hassas bir biçimde tayin edebilmeleri ve şehirler arasındaki zaman farkını hesaplamaları gerekiyordu. Bu amaçla da başta Güneş'in, Ay'ın ve gezegenlerin konumlarına bakarak yeryüzündeki konumlarını ve gidecekleri yönü tayin edebilmeli, bulundukları ve ulaşacakları konumlardaki zamanı hesaplayabiliyor olmalıydılar.

Greenwich Kraliyet Gözlemevi'nin yapımına bu ihtiyaçları karşılayacak güvenilir bir gökyüzü atlasının oluşturulması amacıyla 1675 yılında İngiltere Kralı II. Charles'ın emriyle başlanmıştır. Kral II. Charles, aynı zamanda Kraliçe'ye astronomiyle ilgili konularda tavsiyeler ve bilgi vermesi için bir Kraliyet Astronomu'nun görevlendirilmesini emretmiştir. Bu göreve getirilen ilk astronom John Flamsteed olmuştur. Bu sebeple burada konaklayan ilk sakinine atıfla burası "Flamsteed'in Evi" (Flamsteed House) olarak anılmaya başlamıştır. Sonraki yüzyıllarda burada yapılan bilimsel çalışmalar başka yerlerde sürdürülmek üzere taşınmıştır. Günümüzdeyse burası bir müzeye dönüştürülmüştür. Fakat Kraliyet Astronomu bugün hala varlığını sürdüren saygın bir unvandır [1].

Bilim tarihi açısından oldukça önemli yıllarda tüm bu gelişmelerin yaşanmış olması tesadüf değildir. Klasik mekaniğe, dolayısı ile modern bilimsel yaklaşıma temel oluşturan Isaac Newton'ın "Doğa Felsefesinin Matematiksel İlkeleri" kısacası "Principia" kitabı 1687 yılında yayınlanmıştır. Isaac Newton, elinde astronomik veri olmadığı için eseri Principia'nın ilk baskısında Ay'ın hareketiyle ilgili tam bir teori sunamamıştı. Flamsteed'in görevde olduğu yıllarda gözlem verileri Newton'ın bu eksiğini tamamlayabilecek nitelikteydi. Bu sebeple, Newton 1694 yılında Kraliyet Gözlemevi'ni ziyaret etti ve Flamsteed'den bu verileri yalnızca kişisel olarak kullanacağı sözünü vererek aldı. Fakat Newton, Ay teorisini "The famous Mr Isaac Newton's Theory of the Moon" adıyla bir kitapçık olarak Halley'e yayınlattı. Newton bir süre sonra Kraliyet Topluluğu (Royal Society) başkanı olarak Kraliyet Gözlemevi'nin kontrolünü de ele geçirdi. Ayrıca Flamsteed'in yıldız kataloğunu da Flamsteed'in bilgisi olmadan gene Halley'e yayınlattı. Tüm bu çalışmaları Flamsteed kendi birikimiyle satın aldığı enstrümanlarla yapmıştı. Yaşadığı bu olaylar sebebiyle Flamsteed hem emeğinin hem de kendisine ait eşyaların çalındığı hissi ile çok mutsuz olmuş ve duygularını arkadaşı Abraham Sharp'ya yazdığı bir mektupla yazıya dökmüştür [2].

47.1. Herschel'in teleskobunun kalıntısı ve Greenwich'ten Londra manzarası.

Hala tarihi oldukça canlı tutan bir yer Greenwich gözlemevi. Burada her baktığınız köşede bir hikaye gizli. Bir başka tarihi ize gözlemevinin bahçesinde rastladım. Bu Herschel'in 12m boyundaki meşhur teleskobunun bir parçasıydı (47.1). Yedi Yıl Savaşları'nda Fransızlara karşı bir cephede yenilgiye uğramış olan Cumberland Dükü'nün bölüğünde savaşmış bir gazi olan Friedrich Wilhelm Herschel (1738-1822) askerliğin kendisine uygun olmadığına karar verip kardeşi ile birlikte İngiltere'ye göçtü. İki kardeş ayrıca yetenekli müzisyenlerdi ve geçimlerini bu şekilde sağlıyorlardı. Hatta Herschel bu dönemde yedi senfoni besteledi. Konserler vermek için şehirler arası at arabası yolcukları sırasında Wilhelm Herschel sürekli kitap okuyordu. Özellikle Dr. Smith'in Harmonicks kitabını okuduktan sonra kendi ifadesiyle cehaletinin farkına varmıştı. Artık okuduğu kitaplarda daldan dala konuyor, matematikten bir başkasına tüm alanlarda güncel çalışmaları takip ediyor, kendisini geliştirmek için elinden geleni yapıyordu [3].  

47.2. Herschel'in 12 metrelik teleskobu [4].

Bu seyahatleri sırasında defterine aldığı notlardan 1766 yılı 19 Şubat tarihinde Venüs'ü, 24 Şubat tarihinde Ay tutulmasını bir yerlerde gözlemleme fırsatı bulduğu anlaşılmıştır. Bu sayede astronomiye ilgisi artan Herschel 1773 yılında teleskoplar için ayna ve mercek yapmayı öğrenir. İlk defa kendi kendine 1.65m uzunluğunda bir teleskobu da bu tarihlerde üretir. Zamanla teleskobun çalışma ve imalat prensiplerine dair kendini o kadar geliştirir ki dönemin en iyi teleskoplarını üretmeye başlar. Yaşadığı yer olan Bath'ta dikkatleri üzerine çeker ve önce felsefe topluluğuna dahil edilir. Ardından onu tanıyanlar Kraliyet Topluluğu ile ilişki kurmasına yardımcı olurlar. Nihayet bu adam Kral George III'ün dikkatini çeker ve artık müzisyenlikle geçinmek zorunda kalmaması için kralın özel astronomu olarak maaşa bağlanır. Kral ayrıca kendisine 3m uzunluğunda bir teleskop yapması için Herschel'i görevlendirir [3].

Kralın özel astronomu olarak birçok başarılı çalışmaya imza atan Herschel bu dönemde 12 metre boyundaki devasa teleskobunu yapma imkanı bulur (47.2). Bu teleskobun üretiminde ve sonrasında bu teleskopla yaptığı gözlemlerde asistanı olarak kız kardeşi Caroline Herschel'i yanına alır. Kraldan da ayrıca kız kardeşine asistanı olarak bir maaş bağlanmasını talep eder. Kral Herschel'in bu isteğini olumlu karşılar ve bir bilim insanı olarak maaş alan ilk kadın unvanı da böylece kız kardeşi Caroline Herschel'e ait olur. Ayrıca Caroline Herschel kendi başına yaptığı gözlemlerle yıldız kataloğu çalışmasının haricinde birkaç kuyruklu yıldız keşfeder. Bu kuyruklu yıldızlardan periyodik olan bir tanesine onun adı verilmiştir [3].

47.3. Greenwich'teki Yunus güneş saati.

Ardından gözlemevinin bahçesinde ağızlarında bir plakayı tutan iki yunusun heykeli dikkatimi çekti. Yunus kadranı (dolphin dial) diye adlandırılan bu heykel aslında bir güneş saati (47.3). İki sevimli yunusun ağızlarıyla ortaklaşa taşıdıkları plakanın üzerine yunusların kuyruklarının gölgesi düşüyor ve iki kuyruk arasında kalan plaka üzerinde yer alan çizgi günün hangi saatinde olduğunuzu size söylüyor. Hem buranın sıfır meridyeni olarak kabul edilmesi hem de geçmişini ve kuruluşunu denizcilik tarihine borçlu olması açısından oldukça anlamlı bir obje.

47.4. Başlangıç meridyeni üzerinde hatıra fotoğrafı çekme sırası.

Elbette sıfır meridyeni üzerinde hatıra fotoğrafı çektirmek isteyenler için ayrıca bir heykel bulunuyor. Fakat burası gözlemevinin en popüler noktası olabilir. Bu sebeple oldukça uzun bir sıra vardı ve burada sırayı tertipleyen hiçbir kural bulunmuyor (47.4). Haliyle uzun uzadıya fotoğraf çeken insanları benim gibi beklemek istemezseniz ve heykelin önünde fotoğraf çektirmemek sizin için sorun değilse fotoğraf çekilen insanları hizanıza alıp o çizgi üzerinde herhangi bir yerde de fotoğraf çekilebilirsiniz.

47.5. Osmanlı'dan kalma Düzenekli Çelenk isimli bir takı.

Son olarak, burada sergilenen "Düzenekli Çelenk" isimli bir takı dikkatimi çekti (47.5). Fakat ne yazık ki bu takı hakkında orada yer alan tek açıklama Osmanlı İmparatorluğu tarafından gözlemevine hediye edildiğiydi. Hangi dönemde, kim tarafından hediye edildiği ve nasıl bir düzeneğe sahip olduğu hakkında ne yazık ki bir bilgi verilmiyordu. Bu konu hakkında bir bilginiz varsa ve yorum olarak yazarsanız sevinirim.

KAYNAKÇA

[1] Forbes, E.G., "The Origins of the Royal Observatory at Greenwich", Vistas in Astronomy, Vol. 20, pp. 39-50, 1976.

[2] Whewell, W., Newton and Flamsteed: Remarks on an Article in Number CIX, of the Quarterly Review; To Which Are Added Two Letters, Occasioned by a Note in Number CX of the Review, Forgotton Books, 2018.

[3] Jones, R.V., "Through Music to the Stars. William Herschel, 1738-1822", Notes and Records of the Royal Society of London, Vol. 33, No. 1, pp. 37-56, 1978.

[4] Herschel, W., "Description of a Forty-Feet Reflecting Telescope", Philosophical Transactions of the Royal Society of London, Vol. 85, pp. 347-409, 1795.



27 Nisan 2020 Pazartesi

46) Hollanda Maastricht ve Amsterdam Artis Planetaryum Ziyaretim

İşim gereği Hollanda'ya gittim. Önce ülkenin güneyine, bir çalışmaya katılmak üzere Maastricht şehrine, orada işim bitince de Amsterdam'a geçtim. Maastricht oldukça sakin bir şehir. Fakat bu sakinlik sizi yanıltmasın, sokaklarda dünyanın dört bir yanından buraya öğrenime gelen üniversite öğrencilerini görebilirsiniz. Burada katıldığım toplantıda daha önce aynı şirkette iki sene birlikte çalışma imkanı bulduğum çok sevdiğim bir arkadaşım ile hala aynı sektörde bulunduğumuz için karşılaşmış olduk. Böylece şehri birlikte gezme şansımız oldu.

46.1. Maastricht'te dolunay.

Şehir merkezine gitmek istediğimizde sokakta adres sorduğumuz kişiler Türkiye'den Almanya'ya göç etmiş ve o gün için orada bulunan hemşehrimiz bir çift çıktı. Şehir meydanında bu çiftle birlikte birkaç bira içip memleket sohbeti yaptıktan sonra öğrendik ki buralarda ülkemizden ekonomik veya sosyal sebeplerle mecburen göç etmiş çok insan yaşıyordu. Yemekten sonra vedalaştık ve yollarımız ayrıldı. Fakat biz kısıtlı zamanımızda şehrin tarihi yerlerini biraz daha keşfetmek üzere Maas nehrine doğru ilerledik. Doğrusu Maastricht pek de ilginç bir tarihi olmayan ve bu anlamda biraz sıkıcı bir şehir. Yukarıdaki dolunay fotoğrafını (46.1) Wilhelminabrug köprüsü üzerinde çektim.

46.2. Amsterdam Artis planetaryumu.

Maastricht'teki işim bitince iki buçuk saatlik bir tren yolculuğu ile Amsterdam'a geçtim. Böylece Hollanda'yı bir uçtan bir uca geçmiş oluyordum. Trenin penceresinden dışarıyı seyrederken Hollanda'nın yalnızca Konya kadar yüz ölçümüne sahip olduğunu, hatta Trakya'nın da Hollanda'nın yarısı kadar bir yüz ölçümüne sahip olduğunu fark ettiğimi hatırlıyorum. Bu düşüncelerle dışarıya baktıkça biraz kusur arıyor, biraz da gördüğüm nizam ve intizam karşısında hayranlık duyuyordum. Hayvanların dolaştığı çiftlikler düzenli ve pak, dünyanın dört bir yanından gelen insanların yaşadığı sokaklar tertemiz ve bakımlı, insanların üstü başı düzgün, herkes güler yüzlü ve saygılı. Tüm bunları gözlemleyip kendi kendime hüzünle öfke arasında bir duyguya kapılmıştım. Genelde size görünmez olan bir çeşit adaletsizliğin farkına varıyorsunuz bu tip anlarda. İçinde bulunduğumuz durum kötü kokuya insanın burnunun alışması gibi sanırım.

Amsterdam'da bir planetaryum ziyareti planladım (46.2). Planetaryumlar, gece gökyüzünün neye benzediğini görmek için gidebileceğiniz sinema salonlarıdır. Bu salonların farkı, kubbe şeklinde bir tavana sahip olmaları ve sinema koltuklarının ise dairesel düzende yerleştirilmiş olmalarıdır. Seyirciler burada kubbe şeklindeki tavana yansıtılan filmi seyrederler. Planetaryumlarda oynatılan filmler sayesinde gökyüzündeki yıldızlar, gök cisimleri, atmosferik olaylar ve daha birçok astronomi ile ilgili kağıt üzerinde anlaşılması zor konu hakkında kolayca bilgi sahibi olabilirsiniz.

46.3. Planetaryum içerisinde sergilenen kozmonot kostümü.

Bu planetaryuma girebilmek için önce hayvanat bahçesine bilet almalısınız. İçeri girdikten hemen sonra sol tarafınızda bir kafeterya bulunuyor. Planetaryumun girişi de bu kompleksin içerisinde, kafeteryanın hemen yanında yer alıyor. Buraya uğradığımda vizyonda bulunan birkaç film vardı. Fakat görevli beni uyardı ve çok kötü bir zamanda geldiğimi çünkü filmin çoktan başladığını söyledi. Ben de oraya kadar gitmişken film izlemeden çıkmak niyetinde değildim. Bir sonraki seansa biletimi aldım ve kafeteryada oturup filmin başlamasını bekledim. Bu sırada planetaryuma girip çıkan insanları gözlemliyordum. Gelenler ya küçük çocuğu olan genç çiftler ya da okul gezisiyle gelen ilköğretim öğrencileri ve öğretmenleriydi. Anladım ki oraya insanlar çocukları astronomi hakkında genel kültür sahibi olsunlar diye getiriyorlardı. Film saatini beklerken de orada bulunan gezegen modellerini, bilim tarihinde yer almış insanların portrelerini, astronomi ile ilgili sergilenen eşyaları çocuklara gösterip anlatıyorlardı (46.3). Bekleme sırasında kendimi iyice ortamdan kopuk hissetmeye başlamıştım. Orada üstümde kalın siyah pardösüm, kirli sakallarım, birbirine karışmış saçlarım, sırt çantam ve bol kesim kıyafetlerim ile kaba saba duran biri olarak kendimi kötü hissetmekle meşguldüm. Artık bir an önce oradaki işimi bitirip gitmek istiyordum. Nihayet film başladı ve burada paylaşmak üzere gördüklerimi hafızama kaydetmeye odaklandım. 

Film Büyük Patlama'dan başlayarak günümüze kadar evrenin oluşumunu, Güneş Sisteminde yer alan gezegenleri, gökyüzünde bulunan yıldız takımlarını, gök cisimlerini ve insanlığın uzaya gönderdiği çeşitli araçları ve uyduları anlattı. Çocuğunuz varsa veya sizi rol modeli olarak gören bir küçüğünüz, onu bir planetaryuma götürebilirsiniz. Eğer oynayan film de iyiyse astronomi temel konularını anlaması için son derece faydalı olacaktır.

10 Mart 2014 Pazartesi

39) Halka Bulutsusu

Kutup ayarını daha hassas yapabilmek için kendimce bir yöntem geliştirdim. Önce üçayağın kuzeye bakması gereken ayağını pusula yardımıyla kuzeye doğru hizaladım. Ardından teleskopu üçayak üzerinde yere dik duracak biçimde sabitledim ve bir su terazisi ile kundağın tesviyede olup olmadığına baktım (39.1). Böylece teleskopun tepemden geçen meridyeni hedeflediğine emindim. Artık teleskopun kundağına 41 derece eğim verdiğimde bakacın ortasında Kuzey Yıldızı Polaris'i görmeliydim. Göremedim!

39.1. Kutup ayarı yapmak için takip ettiğim yöntem.

Sorun, pusulanın tam kuzeyi göstermemesi ve tabla eğimine vermem gereken 41 dereceyi mükemmel bir biçimde veremiyor olmamdı. Bu andan sonra üçayağın uçlarını çok az hareket ettirerek ve tabla eğimini değiştirerek bakaçta Polaris'i ortaladım. Artık Kuzey Yıldızı hiçbir yere kaçamazdı! Onu bakacın ortasına adeta çivilemiştim! Diğer yıldızlar ise artık onun etrafında dönüp duracaklardı. Bu kadar hassas bir ayardan sonra gerisi tamamen teleskopun bilgisayarına kalmıştı. Bu anlattığım kurulum işlemi biraz zamanımı aldı. O yüzden üçayağın yere temas ettiği noktaları işaretledim. Çünkü emin olun bütün bu işlemi her defasında en baştan yapmak istemezsiniz.

39.2. Çektiğim Halka Bulutsusu fotografı.
 
Teleskopun bilgisayarına o sırada görüş alanımda olan birkaç gezegeni göstermesi için komut verdim. Baktığım tüm objeleri bakacın tam ortasında görebiliyordum. İlk defa bu kadar başarılı çalışıyordu. Nihayet bir bulutsu fotografı çekmek için uygun koşulları yakalamıştım. Teleskopumu Halka Bulutsusu'na yönlendirdim. Mükemmel bir biçimde ortalanmıştı. Merceği çıkarıp fotograf makinemi yerleştirdiğimde önce odak ayarını tekrar yapmam gerekti. Ayrıca bu tak çıkar işlemi sırasında teleskop bir miktar sarsıldığı için Halka Bulutsusu vizörde bir miktar kaymıştı. Gene de bir fotografını çekmeyi başardım (39.2).

39.3. Çektiğim Halka Bulutsusu fotografının yakın görünümü.
 
Fotografta yalnızca bulutsunun göründüğü bölümü kestim ve fotoğrafı biraz netleştirdim (39.3). Bu fotografla ilgili teknik bilgileri aşağıda Tablo 39.A'da veriyorum. Böyle bir fotografı ilk defa gördüğünüzde bu objenin bir bulutsu olduğunu söyleyebilir misiniz? Mümkün değil! Nitekim bulutsular ilk gözlemlendiklerinde Gezegenimsi Nebula olarak adlandırılmışlardı. Nebula, latincede bulut veya sis anlamına gelir.
 
Gezegenimsi Nebula teriminin isim babası Frederick William Herschel (1738-1822), 13 Kasım 1790 yılında 8 kadir parlaklığında ve dairesel bir şekle sahip, soluk bir yıldız gözlemlediğini ve bu yıldızın etrafını saran bir atmosferi olduğunu Kraliyet Topluluğu'na (Royal Society) bildirdi. O tarihlerde Dünya dışında bir gökcisminin etrafında bir gaz bulutunun olması düşüncesine şüphe ile yaklaşılıyordu. Ayrıca çıplak gözle bakıldığında karanlık ve boş görünen yerlere teleskop yardımıyla bakıldığında yıldızların görülebildiği öğrenilmişti. Bu sebeple devrin bilim adamları bir gün daha güçlü teleskopların yardımıyla bulutsuların da yıldız kümelerinden oluştuğunun ispat edileceğini düşünüyorlardı [1].
 
 
39.4. Hubble Uzay Teleskopu tarafından çekilmiş Halka Bulutsusu (M57) fotografı [2].
 
Herschel'in gözlemleri bulutsuların yıldız kümelerine ayrıştırılamayacağını kesin olarak göstermiş, bu sıradışı keşfi kozmolojinin seyrini değiştirmişti. Herschel'in gözlemi evrenin yapısı ve oluşumu üzerine yeni sorular doğurmuştu. Artık gökyüzünde her baktığımız yerde yıldızlara rastlamak zorunda değildik. Ayrıca uzayda gözlemlenen bu toz ve gaz bulutları evrenin oluşumu üzerine de ipuçları veriyor olabilirlerdi.
 
Bulutsular, şekilleri itibariyle de her dönemde dikkat çekmişlerdir. Günümüzde bulutsuların yapıları üzerine çok daha sağlıklı fikirler yürütmemize olanak sağlayan gözlemler yapılabiliyor (39.4). Yalnızca yüzyıl önce bile bilinenlerin artık çok ilerisindeyiz. Halka Bulutsusu'nun ve Kedi Gözü Bulutsusu'nun çekirdek yıldızlarının etrafını saran toz ve gaz bulutlarını inceleyen William Huggins (1824-1910), bu olağan dışı oluşumun uzayda bulunan yeni bir elemente işaret ettiğini savunmuş ve bu elemente Nebulium ismini vermiştir. Ayrıca uzun bir süre bulutsuların Samanyolu Galaksisi gibi bir yapısı olduğuna, Güneş sistemimize de yeterince uzaktan bakıldığında benzer bir şeklin görülebileceğine inanılmıştır. Nihayet spektroskopun icadı ile bulutsuların yapıları incelenebilmiş ve bulutsuların birçok gizemi çözülmüştür. Nebulium olarak adlandırılan maddenin aslında iki kere iyonlaşmış oksijen olduğu, bulutsuların ise gökadalardan tamamen farklı bir yapıya sahip oldukları anlaşılmıştır. Halka Bulutsusu'nun kendine has halka şeklinin sebebini ise Rus matematikçi Madam Sofia Vasilyevna Kovalevskaya (1850-1891) izah etmiştir. Dönen bir gaz veya sıvı kütlenin halka şekli alacağını ve harici bir kuvvet tarafından uyarılmadığı sürece  bu şeklini koruyacağını teorik olarak ispat etmiştir [3].
 
Tablo 39.A. Halka Bulutsusu fotoğrafı bilgileri.
 
 
KAYNAKÇA
 
[1] Lovell, B., "Herschel's Work on the Structure of the Universe", Notes and Records of the Royal Society of London, Vol. 33, No. 1, pp. 57-75, 1978.
 
[2] O’Dell, C.R.R., Ferland, G.J., Henney, W.J., Peimbert, M., Thompson, D., "Hubble Reveals the Ring Nebula's True Shape", NASA/ESA, 2011.
 
[3] Newkirk, B.L., "The Ring Nebula in Lyra", Publications of the Astronomical Society of the Pacific, Vol. 16, No. 94, pp. 13-25, 1904.

25 Eylül 2011 Pazar

12) Gökbilim Forumu ve Bir Yıldız Partisi

Geçenlerde üniversiteye uğradığım bir gün gördüğüm insanlara astronomi ile ilgili kimseyi tanıyıp tanımadıklarını sordum. Lisanstan mezun olan bir arkadaşımızın bu konuda epeyi bilgili olduğunu, hatta makine mühendisliği fakültesinde önceki sene konuyla ilgili bir sunum bile yaptığını öğrendim. Onu hemen Facebook'tan bulup temasa geçtim. Bir astronomi kulübüne dahil olduğunu, kulüp üyelerinin de düzenli olarak buluştuklarını ve yıldız partisi verdiklerinden bahsetti.

Bir yıldız partisi (star party) astronomi ile ilgilenen, gökyüzü gözlemi yapan insanların uygun hava koşulları olan bir gece buluşması, teleskoplarını, dürbünlerini getirmesi ve birlikte gözlem yapmaları olarak tarif edilebilir. Yıldız partileri yurtdışında, özellikle Amerika'da oldukça yaygın. Elbette oralarda neredeyse her mahalleye bir astronomi kulübü düştüğü söylenebilir. Hatta astronomi ile ilgili internet sitelerinde "aklınızda hala bu konuyla ilgili bir soru varsa yerel astronomi kulübünüzle iletişime geçin" gibi bizlere oldukça uzak, onlar içinse son derece doğal olan bir hatırlatma yazısı ile sıkça karşılaşıyorum.

Arkadaşım beni 25 Eylül 2011 tarihinde Ağva'da yapılacak olan bir yıldız partisine davet etti. Hatta gözlem alanına da beraber gitmeyi teklif etti ama bu nazik teklifini kabül etmedim. Gözlem alanı İstanbul'un ışık kirliliğinden uzak, Ağva'da bir orman yolu üzerindeydi (12.1). İlk kez bir yıldız partisine gidecektim. Yolculuk sırasında arabası kalabalık olabilir, o gün bir işim çıkar ve geç kalabilir, gittiğimiz yerden erken ayrılmam gerekebilirdi. Kimsenin huzurunu bozmak doğru olmazdı. Zaten en başta kendi huzurumu düşünmem gerekirdi.

 
12.1. Etkinliğin gerçekleştiği konum.

Parti günü yola ancak akşam 21:00'da çıkabildim. Gözlem alanını kolayca buldum. Ağva'ya giden orman yolunda yirmi kilometre kadar ilerledikten sonra arkadaşımı aradım. Gökyüzüne tuttukları lazer ile bana bulundukları yeri işaret ettiler. Zifiri karanlıkta o dağ yolundan çıkıp bir de arabayla garip bir toprak yol üzerinde lazer ışığının geldiği yöne doğru ilerledim. O sırada gruptan biri yola çıktı ve sert bir mizaçla "ışıkları söndür! ışıkları söndür!" diye bağırdı. Gözlem alanının iyice içine girmiş olmalıydım (12.2). Muhtemelen gözlem alanındaki insanların gözleri karanlığa iyice alışmıştı ve farlarımla etrafı şıkır şıkır aydınlatıyordum. Arabayı park ettim ve dışarı çıktım. Gözlerim daha karanlığa tam olarak alışmamıştı ama gökyüzüne baktığım anda hayatımda o ana dek hiç görmediğim bir manzara ile karşılaştım. Hayatımda ilk defa Samanyolu'nu gördüm!

12.2. Gökbilim Forumu etkinliğinin gerçekleştiği alan.

Yaşadığım hayatı sorguladım... Işık kirliliği olmadığını düşündüğüm yerlerde bile yıldızların bu kadar çok, gökyüzünün bu kadar temiz olduğunu hiç hatırlamıyorum. Hele ki Ülker yıldız kümesini ve Samanyolu'nun bulutsusunu çıplak gözle bu kadar net görebilmeyi beklemiyordum. Bu manzarayı görmeden insan nasıl olur da bir kaç yüzyıl öncesi hakkında fikir yürütebilir ki? Işıklandırmanın olmadığı, kalabalık şehirlerin kurulmadığı, gökyüzünün kutsallığını kaybetmediği yüzlerce yılı şehirlerimizin tepesine çökmüş olan yapay ışık kafesinin altında anlayabilmemiz mümkün değil. Kim bilir başka hangi koşullara uyum sağladığımız için geçmişi yanlış değerlendiriyoruz.

Karanlığa iyice alıştıktan sonra insanları seçmeye başladım. Yaklaşık otuz kişiydik. Dört tane teleskop getirilmişti. İlk defa bir yıldız partisine gittiğim için kendi teleskopumu götürmemiştim. Gelenlerin hepsi canayakın insanlardı. Hatta birileri tedbirli davranmış ve yanlarında çay, kahve, kurabiye getirmişlerdi. İkramda bulundular. Öğrendiğim kadarıyla yıldız partilerinde katılımcı sayısı da her defasında artmıştı. Katılımcılar astrofotografiden ziyade gözlem amaçlı gelmişlerdi. Aslında bu çok doğal çünkü kalabalık bir ortamda çalışma yapmak pek kolay olmazdı.

Gelenlerden biri getirdiği bir kamerayı oradaki bir teleskopla denemek istedi. Jüpiter'in bir kaç pozunu aldı. Oldukça başarılı bir görüntü elde etti. Bu olay zaten bütün grubun ilgisini çekmiş, sonuç da herkesi yeterince tatmin etmişti. Ahmet Kale tarafından çekilen bu fotoğraf daha sonra Emre Can Alagöz tarafından işlenmiş ve son haline getirilmiş (12.3). Gecenin bundan sonraki bölümünde sadece gökyüzüne bakıldı ve sohbet edildi.

12.3. Etkinlikte Ahmet Kale tarafından çekilen Jüpiter fotografı.

Gece saat 02:00 gibi hava iyice soğumuş, nem yüzünden de teleskopların üstü sırılsıklam olmuştu. Teleskop sahipleri ekipmanlarını zarar görmesinler diye toparladılar. Eğlence bittiği için kamp yapmayacak olanlar vedalaşmaya başladı. Kalıp kalmama konusunda tereddüt ediyordum, o yüzden bir süre daha orada takıldım, manzaranın tadını çıkardım. Sonunda arabada uyuyup sabah trafiğe girmek yerine yola çıkmaya karar verdim.


Zifiri karanlıkta, bol virajlı orman yolunda gece araba sürmek kafa boşaltmak için birebirdi. Dönüş yolum boyunca tek bir arabaya bile rastlamadım. Aslında bu biraz da ürkütücüydü çünkü o ıssız yolda kalsaydım ne yapardım bilemiyorum. En yakın yerleşim birimine kilometrelerce uzaktaydım. Gene de bu yolculuk sayesinde kendimi çok iyi hissettim. Müziğin sesini kıstığımda cırcır böceklerinin seslerini duyabiliyordum. Bir süre dünyada kimsenin kalmadığını, yıllarca ıssız yollarda ilerlediğimi düşledim. Hayalet kasabaları ziyaret edecek, bir umut hayatta kalmış birilerini arayacaktım. Biraz sonra ise adamın birinin ağaçların arasından yola atladığını hayal ediyordum. Korku, heyecan, dinginlik, hepsi birbirine girmişti. Dönüş yolculuğum da en az yıldızlara bakmak kadar eğlenceliydi. Şile'den itibaren tekrar şehre geldiğimi hissetmeye başladım. Şehrin ışıkları arttıkça hayal aleminden ayrıldım. Gece 03:30 gibi eve varmıştım.

1 Eylül 2011 Perşembe

7) Yer Merkezli Evren Modeli

İnsan ömrü boyunca yıldızların konumları ve hareketleri değişmez gözükürler. Dünya kendi ekseni etrafında döndüğü için tüm gökcisimleri de Dünya'nın etrafında dönüyor gibi algılanır. Serbest bırakılan tüm objeler de yere düştüğü için antik çağlardan beri evrenin merkezinin Dünya olduğuna inanılırdı. Ne zaman ki Nicolaus Copernicus (1473-1543) Gökcisimlerinin Döngüsü Üzerine kitabında Güneş'in evrenin merkezinde olduğunu öne sürdü. O tarihten itibaren evren hakkında bildiğimiz her şeyin yalanlar üzerine kurulu olduğunu anladık. Teleskopun 17. yüzyılın başında icadı ve uzay gözlemlerinde kullanılmaya başlamasından sonra evrendeki yerimizi ve gökcisimlerini öğrenmeye başladık.

Bu konuya ilgi göstereceğini bildiğim birkaç arkadaşımı gece gökyüzüne bakmak üzere davet ettim. Öncesinde yemek yemek üzere dışarı çıktık. Gece yarısına doğru teleskopu alıp dışarı çıktığımızda Ay görünürde yoktu. Daha geç bir saatte çıkacağını tahmin ederek hemen Google Skymap'i açtım. Ne yazık ki Ay hiç beklemediğim bir konumdaydı! Daha önce de yaptığım bir acemiliği tekrarlamıştım. Ay çoktan doğmuş ve batmıştı. Bu ihtimali düşünememiş olduğuma kızdım.

Aksilikler bununla da bitmedi. Teleskopun konum ayarları ile ne kadar uğraştıysam da bir türlü doğru yapamıyordum. Hizalama işlemini bitirdikten sonra emin olmak için Jüpiter'e yönelmesini istediğimde hiç alakası olmayan bir yöne dönüyordu. Sonunda pes ettim ve teleskopun bilgisayarını kullanmamaya karar verdim. Arkadaşlarımla bir yandan uzay gözlemi üzerine sohbet ettik bir yandan da teleskopla rastgele gökyüzüne baktık.

Teleskopla yıldızlara baktığınızda gökkürenin çok daha hızlı hareket ettiğini fark edersiniz. Gece boyunca Kuzey Yıldızını takip ederseniz onun sabit durduğunu, diğer tüm yıldızların ise onun etrafında döndüğünü fark edersiniz. Bunun sebebini anlayabilmek için tüm yıldızların bir kürenin iç duvarına yapıştırıldığını düşünün. Kendinizi de bu kürenin tam merkezine yerleştirin. Kutup Yıldızı işte bu kürenin dönüş ekseninin ucundaki yıldızdır (7.1). Bu küreyi döndürdüğünüzde dönüş ekseninin küreyi kestiği noktada bulunan yıldız sabit duruyor gibi gözükür. Yerleştirdiğiniz diğer tüm yıldızlar ise bu yıldızın etrafında dönüyor gibi gözükürler.

7.1. Gökkubbe üzerinde Kutup Yıldızı.

Aslında böyle bir anlatım yolunu seçerek yüzlerce yıl kabul görmüş olan yer merkezli (geocentric) uzay modeline göre Kutup yıldızını anlatmış oldum. Yer merkezli modele göre Dünya merkezdedir ve diğer tüm gökcisimleri ise Dünya'nın etrafında dönmektedir. Çıplak gözle görülebilen yedi gökcisminin (Ay, Güneş, Merkür, Venüs, Mars, Jüpiter, Satürn) dışında diğer tüm yıldızların aynı gökkubbe üzerinde, Dünya'ya eşit uzaklıkta bulundukları kabul edilirdi. Bu yedi gökcisminin farklı kabul edilmesinin sebebi ise onların diğer tüm gökcisimlerinden farklı hareket ediyor olmalarıydı. Böylece neredeyse gökyüzündeki tüm yıldızların hareketi bir küre ile açıklanabiliyordu. 

Arkadaşlarıma biraz Jüpiter'i gösterdim. Gördükleri manzara karşısında oldukça etkilendiler. Bir süre Jüpiter'in bulutlarını inceledik. Onlara Jüpiter dönüyormuş gibi geldi. Oysa Dünya'nın atmosferindeki türbülanstan dolayı görüntü her zaman olduğu gibi hafifçe dalgalanıyordu.

20 Ağustos 2011 Cumartesi

4) Amatör Astronomide İlk Günlerim - I

Meteoroloji tahminlerine göre gökyüzünün kapalı olması bekleniyordu. Gece olduğunda şansıma hava açıktı. Teleskopu yeniden kurmak için yaklaşık bir saat kadar zaman geçirdim. Gökyüzünde rastgele üç yıldızın konumunu tanımlamak (three star alignment) ve böylece teleskopun takip etme (tracking) mekanizmasını kullanmak istiyordum. Bu işlem beni biraz uğraştırdı. Bu sırada pek hareket etmediğim için üşümeye başladım. Tecrübeli gözlemciler tarafından da sıkça tavsiye edildiği üzere gözlem sırasında normale göre daha sıkı giyinmek gerektiğini anlamış oldum. Üzerime bir hırka aldım.


Gece etrafta pek fazla ışık kaynağı olmadığı için sivri sinekleri ve böcekleri üzerinize çekiyorsunuz. Onlarla baş etmekse soğukla baş etmekten daha zor. Hırka sayesinde kollarımı pek rahatsız edemediler ama şort giydiğim için bacaklarıma hiç rahat vermediler. Maalesef bu probleme bir çözüm üretemedim ve saldırılarına gecenin sonuna kadar katlandım.


Ne yazık ki gece boyunca Satürn ve Mars görüş alanıma girmedi. Jüpiter ve Ay da daha ortalıkta gözükmüyordu. Anladım ki gözlem yapacağım tarihten önce o gün neleri görebileceğime dair daha önceden bir plan yapmam gerekiyordu! Mecburen keşfedebileceğim ilginç bir şey var mı diye teleskopun GoTo özelliğini kurcaladım. Hizalamayı doğru düzgün yapamadığım için uzak uzay cisimlerinin konumlarını belirlemekte zorlandım. Biraz rastgele yıldızlara baktım. Neyse ki gece yarısı olduğunda Ay ve Jüpiter beraber doğuda belirdiler.


Ayı gözlemlemek için odak uzaklığı 15.6mm olan Nipon marka dijital merceğimi kullandım. Teleskopun odak uzaklığı 1250mm olduğu için dijital mercekle beraber 80x büyütme elde ettiğimi hesapladım. İki adet Barlow lensi üst üste kullanarak 320x büyütmede birkaç fotograf çektim (4.1). Ayın daha pürüzlü olan bölgesi ilgimi çekti. Kraterlerin üzerinde oluşan gölgeleri görmek mümkündü. Galileo bu gölgelerin dünyadaki gibi yavaşça renginin açılmıyor olmasından Ay'ın pürüzsüz ve saydam olmadığına, hatta üzerinde ışık kırılmalarına ve dağılımına sebep olabilecek derin bir atmosfere de sahip olamayacağına kanaat getirmişti. Ay üzerine sonra daha detaylı bir araştırma yapmaya karar verdim.

4.1. Dijital mercek ile çektiğim ilk Ay fotografı.

Teleskopun bilgisayarından Jüpiter'i seçtiğimde teleskop otomatik olarak ona doğru yöneldi ve onu takip etmeye başladı. Kadrajımda Jüpiter sabit gözüküyordu. Daha çok büyütme elde etmek için mercek değiştirdiğimde Jüpiter'i aslında kadrajımda sabitleyemediğimi fark ettim. Neyse ki NexStar bu gibi durumlar için daha hassas bir takip ayarı yapılmasına izin veriyor. Teleskopu Jüpiter'e göre senkronize ettim. Artık Jüpiter'i kusursuz bir şekilde takip edebiliyordum.

Kısa bir süre Jüpiter'i odaklamakla uğraştıktan sonra üzerindeki sarı bulutları görebildim. Birkaç tane fotografını çektim (4.2). Sanırım tavsiye edilen büyütme miktarını aştığım için daha iyi görüntü almam mümkün olmadı. Gene de iyi bir fotograf makinası ile nasıl bir görüntü alabileceğimi merak ediyorum.

4.2. Dijital mercek ile çektiğim ilk Jüpiter fotografı.

 Jüpiter'in bilinen 64 tane uydusu var. Bunlardan dört tanesi Galileo Galilei tarafından 1610 yılında keşfedilmiş. Galileo'nun bu keşfi ile Dünya veya Güneş'in haricinde bir gökcisminin etrafında dönen gökcisimlerinin olduğu ve olabileceği anlaşılmış. Barlow lenslerinden birini çıkarttığımda onları da görebilmem mümkün oldu. Gene de dijital mercek kullanmadığımda çok net görebildiğim Jüpiter bu defa aşırı derecede parlıyordu (4.3). Sanırım uygun bir gezegen filtrem olsaydı daha iyi görüntü alabilirdim.

4.3. Jüpiter ve uyduları.

Saat 04:00 olduğunda artık iyice uykum gelmiş, sivri sineklerin taarruzları karşısında da sabrımı kaybetmiştim. Hatta bir ara hırkamı çıkardım ve bir süre rastgele havaya doğru hızlıca savurdum. O sırada beni gören birileri olduysa muhtemelen ne yaptığımı merak etmişlerdir.

19 Ağustos 2011 Cuma

3) Astrofotografiye Giriş ve Dijital Mercek

Güncelleme: 31.08.2021

Herkese merhaba,

Bu yazıyı tam 10 sene önce, 19.08.2011 tarihinde yazmıştım. Astronomi, astrofotografi, fotoğraf, teleskop gibi bu alanla ilgili teknik bilgi gerektiren konularda oldukça yetersiz olduğum zamanlardı. Hala da çok iddialı olmadığımı belirtmeliyim. Fakat yıllar içerisinde bu alanlarda edindiğim amatör tecrübe ile geriye dönüp baktığımda teleskop ve astronomi konularına adım atmak isteyecek benim gibi çaylakları kötü yönlendiriyor olabileceğini düşünüyorum. Bu nedenle bu uyarıyı yazımın başına eklemeye ihtiyaç duydum.

Bugün benden bir yakınım teleskop ile ilgili bir tavsiye isteyecek olsa ona tek bir soru sorarım. 

1. Bu hobiye vakit ve nakit ayıracak, astrofotografi, spektrografi, fotometri konularında çalışmalar yapacak mısın?

Eğer bu soruya cevabı  net bir "evet" olacaksa bu arkadaşıma takip mekanizması olan ekvatoryal bir kundak almasını, tüp olarak ise minimum 8" (200mm) Schmidt-Cassegrein alması gerektiğini söylerdim. Ayrıca fotoğraf makinesi veya CCD kamera ve daha sınırsız aksesuara para harcaması gerekeceğini belirtirdim. Eğer bu soruya cevabı "hayır" olacaksa bir dürbün veya motorlu olmayan bir kundak ile küçük bir aynalı teleskobun işini görebileceğini söylerdim. Yalnızca Samanyolu ve gökyüzü fotoğrafları çekmek isteyen biri ise belki de yalnızca fotoğraf makineleri ve lensleri ile ilgilenmek, doğa gezileri yapıp şehirlerden uzak bir yerlerde sık sık kamp yapmak istiyordur. O konuda ise hemen hemen hiç tecrübem yok.

Satın aldığım teleskop beni uzun bir süre idare etti. Fakat bugün geriye dönüp baktığımda doğru bir karar vermediğimi anlıyorum. Eğer en başta ekvatoryal kundağa sahip bir teleskop ile bu işe girişmiş olsaydım çok daha hızlı ilerleme kaydederdim. Üstelik kendimce daha faydalı çalışmalar da yapmış olurdum.

Yazıyı yayından kaldırmıyorum çünkü burası neticede benim günlüğüm.

Saygılarımla,
M.