amatör astronomi etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
amatör astronomi etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

10 Mart 2014 Pazartesi

39) Halka Bulutsusu

Kutup ayarını daha hassas yapabilmek için kendimce bir yöntem geliştirdim. Önce üçayağın kuzeye bakması gereken ayağını pusula yardımıyla kuzeye doğru hizaladım. Ardından teleskopu üçayak üzerinde yere dik duracak biçimde sabitledim ve bir su terazisi ile kundağın tesviyede olup olmadığına baktım (39.1). Böylece teleskopun tepemden geçen meridyeni hedeflediğine emindim. Artık teleskopun kundağına 41 derece eğim verdiğimde bakacın ortasında Kuzey Yıldızı Polaris'i görmeliydim. Göremedim!

39.1. Kutup ayarı yapmak için takip ettiğim yöntem.

Sorun, pusulanın tam kuzeyi göstermemesi ve tabla eğimine vermem gereken 41 dereceyi mükemmel bir biçimde veremiyor olmamdı. Bu andan sonra üçayağın uçlarını çok az hareket ettirerek ve tabla eğimini değiştirerek bakaçta Polaris'i ortaladım. Artık Kuzey Yıldızı hiçbir yere kaçamazdı! Onu bakacın ortasına adeta çivilemiştim! Diğer yıldızlar ise artık onun etrafında dönüp duracaklardı. Bu kadar hassas bir ayardan sonra gerisi tamamen teleskopun bilgisayarına kalmıştı. Bu anlattığım kurulum işlemi biraz zamanımı aldı. O yüzden üçayağın yere temas ettiği noktaları işaretledim. Çünkü emin olun bütün bu işlemi her defasında en baştan yapmak istemezsiniz.

39.2. Çektiğim Halka Bulutsusu fotografı.
 
Teleskopun bilgisayarına o sırada görüş alanımda olan birkaç gezegeni göstermesi için komut verdim. Baktığım tüm objeleri bakacın tam ortasında görebiliyordum. İlk defa bu kadar başarılı çalışıyordu. Nihayet bir bulutsu fotografı çekmek için uygun koşulları yakalamıştım. Teleskopumu Halka Bulutsusu'na yönlendirdim. Mükemmel bir biçimde ortalanmıştı. Merceği çıkarıp fotograf makinemi yerleştirdiğimde önce odak ayarını tekrar yapmam gerekti. Ayrıca bu tak çıkar işlemi sırasında teleskop bir miktar sarsıldığı için Halka Bulutsusu vizörde bir miktar kaymıştı. Gene de bir fotografını çekmeyi başardım (39.2).

39.3. Çektiğim Halka Bulutsusu fotografının yakın görünümü.
 
Fotografta yalnızca bulutsunun göründüğü bölümü kestim ve fotoğrafı biraz netleştirdim (39.3). Bu fotografla ilgili teknik bilgileri aşağıda Tablo 39.A'da veriyorum. Böyle bir fotografı ilk defa gördüğünüzde bu objenin bir bulutsu olduğunu söyleyebilir misiniz? Mümkün değil! Nitekim bulutsular ilk gözlemlendiklerinde Gezegenimsi Nebula olarak adlandırılmışlardı. Nebula, latincede bulut veya sis anlamına gelir.
 
Gezegenimsi Nebula teriminin isim babası Frederick William Herschel (1738-1822), 13 Kasım 1790 yılında 8 kadir parlaklığında ve dairesel bir şekle sahip, soluk bir yıldız gözlemlediğini ve bu yıldızın etrafını saran bir atmosferi olduğunu Kraliyet Topluluğu'na (Royal Society) bildirdi. O tarihlerde Dünya dışında bir gökcisminin etrafında bir gaz bulutunun olması düşüncesine şüphe ile yaklaşılıyordu. Ayrıca çıplak gözle bakıldığında karanlık ve boş görünen yerlere teleskop yardımıyla bakıldığında yıldızların görülebildiği öğrenilmişti. Bu sebeple devrin bilim adamları bir gün daha güçlü teleskopların yardımıyla bulutsuların da yıldız kümelerinden oluştuğunun ispat edileceğini düşünüyorlardı [1].
 
 
39.4. Hubble Uzay Teleskopu tarafından çekilmiş Halka Bulutsusu (M57) fotografı [2].
 
Herschel'in gözlemleri bulutsuların yıldız kümelerine ayrıştırılamayacağını kesin olarak göstermiş, bu sıradışı keşfi kozmolojinin seyrini değiştirmişti. Herschel'in gözlemi evrenin yapısı ve oluşumu üzerine yeni sorular doğurmuştu. Artık gökyüzünde her baktığımız yerde yıldızlara rastlamak zorunda değildik. Ayrıca uzayda gözlemlenen bu toz ve gaz bulutları evrenin oluşumu üzerine de ipuçları veriyor olabilirlerdi.
 
Bulutsular, şekilleri itibariyle de her dönemde dikkat çekmişlerdir. Günümüzde bulutsuların yapıları üzerine çok daha sağlıklı fikirler yürütmemize olanak sağlayan gözlemler yapılabiliyor (39.4). Yalnızca yüzyıl önce bile bilinenlerin artık çok ilerisindeyiz. Halka Bulutsusu'nun ve Kedi Gözü Bulutsusu'nun çekirdek yıldızlarının etrafını saran toz ve gaz bulutlarını inceleyen William Huggins (1824-1910), bu olağan dışı oluşumun uzayda bulunan yeni bir elemente işaret ettiğini savunmuş ve bu elemente Nebulium ismini vermiştir. Ayrıca uzun bir süre bulutsuların Samanyolu Galaksisi gibi bir yapısı olduğuna, Güneş sistemimize de yeterince uzaktan bakıldığında benzer bir şeklin görülebileceğine inanılmıştır. Nihayet spektroskopun icadı ile bulutsuların yapıları incelenebilmiş ve bulutsuların birçok gizemi çözülmüştür. Nebulium olarak adlandırılan maddenin aslında iki kere iyonlaşmış oksijen olduğu, bulutsuların ise gökadalardan tamamen farklı bir yapıya sahip oldukları anlaşılmıştır. Halka Bulutsusu'nun kendine has halka şeklinin sebebini ise Rus matematikçi Madam Sofia Vasilyevna Kovalevskaya (1850-1891) izah etmiştir. Dönen bir gaz veya sıvı kütlenin halka şekli alacağını ve harici bir kuvvet tarafından uyarılmadığı sürece  bu şeklini koruyacağını teorik olarak ispat etmiştir [3].
 
Tablo 39.A. Halka Bulutsusu fotoğrafı bilgileri.
 
 
KAYNAKÇA
 
[1] Lovell, B., "Herschel's Work on the Structure of the Universe", Notes and Records of the Royal Society of London, Vol. 33, No. 1, pp. 57-75, 1978.
 
[2] O’Dell, C.R.R., Ferland, G.J., Henney, W.J., Peimbert, M., Thompson, D., "Hubble Reveals the Ring Nebula's True Shape", NASA/ESA, 2011.
 
[3] Newkirk, B.L., "The Ring Nebula in Lyra", Publications of the Astronomical Society of the Pacific, Vol. 16, No. 94, pp. 13-25, 1904.

6 Ocak 2014 Pazartesi

35) Satürn'ün Hikayesi

İki sene önce yazın çektiğim Satürn fotografı ile geçtiğimiz yaz (15.07.2013 tarihinde) çektiğim Satürn fotografının bir kıyaslamasını yaptım (35.1). Hem hava koşullarının daha uygun olması, hem de sanıyorum teleskopun takip mekanizmasını bu sene daha iyi kurabildiğim için daha net bir görüntü elde ettim.

35.1. Bir sene arayla çektiğim Satürn fotografları.

Fotograflarda Satürn'ün halkasının yüzeyi yeni fotografta daha az görülüyor. Yeni fotografta halka yüzeyi neredeyse bir çizgi gibi gözüküyor. Oysa geçen sene çektiğim fotografta halka gezegenin kutuplarına kadar uzanıyor. Muhtemelen geçen sene fotografı çektiğim sırada Satürn Dünya'nın dönüş ekseni ile daha büyük bir açı yapıyordu. Benden önce de birçok kişi bu tür gözlemler yapmışlardı ama asıl merak ettiğim şey ilk gözlemcilerin bu durum ile nasıl yüzleştikleriydi.

35.2. Galileo Galilei'nin 1616 tarihli Satürn çizimi [1].

Satürn, ilk kez Galileo Galilei tarafından gökcisimlerinin kusursuz küreler olduğuna inanılan bir zamanda gözlemlenmişti. Kendinizi Galileo'nun yerine koysanıza, teleskopunuzun başına her geçtiğinizde yeni ve sıradışı bir şey keşfediyorsunuz! Ay'a baktığınızda kusursuz kristal bir küre görmek yerine dağlar, vadiler, kraterler keşfediyorsunuz. Güneş'e baktığınızda Güneş'in üzerinde karanlık lekeler görüyorsunuz. Teleskopunuzu yıldız takımlarına çevirdiğinizde çıplak gözle görünenden çok daha fazla yıldızı görebildiğinizi fark ediyorsunuz. Jüpiter'e baktığınızda onun da etrafında dönen uyduları olduğunu görüyorsunuz. Satürn'e baktığınızda ise diğer tüm gökcisimlerinden daha farklı, daha tuhaf bir objeyle karşılaşıyorsunuz. Diğer tüm gökcisimleri yalın küreler gibi gözükürlerken Satürn'ün etrafında tuhaf bir şekil olduğunu görüyorsunuz (35.2).

Galileo çok önemli bir keşifte bulunduğunu anlamıştı. Keşfi ilk yapanın kendisi olduğunu belgelemek için ünlü Alman astronom Kepler'e ve Roma'da bulunan Collegio Romano'nun Cizvit alimlerine şifreli bir mektup gönderdi. Bu mesajda "en uzaktaki gezegenin üçlü bir şekli olduğunu gözlemledim" diyordu. Satürn'ün bir halkası olabileceği aklının ucundan bile geçmemişti [2]. Galileo'nun kullandığı teleskopların bir içbükey oküler lensi ve bir dışbükey objektif lensi vardı. En iyi teleskopu otuz kat büyütme gücüne sahipti ve bu yetersiz teçhizat ile Galileo'nun Satürn'ün gerçek şeklini görmesi aslında mümkün değildi (35.3).

35.3. Satürn'ün ilk teleskoplarla gözlemlenen bazı fazları [2].
 

İlk teleskoplarla yapılan gözlemler birçok gözlemci tarafından şüpheli bulunuyordu. Kepler, iki dışbükey lens kullanarak görüş alanını büyütmüştü fakat bu bile açısal ve kromatik gözlem sorunlarının önüne geçmeye yetmiyordu. Teleskopun insan gözünü yanılttığını savunanlar çıkmıştı. Çıplak göze tek görünen yıldızların teleskopla çift gözükmesi veya Venüs'ün Güneş'in önünde bulunduğu dönemlerde teleskopla bakan birine hilal şeklinde gözükürken çıplak gözle bu farkın algılanamaması bazı teleskop karşıtı astronomlar tarafından eleştiriliyordu. Teleskopun bir tek gözlemde bile yanıltıcı bir sonuç veriyor olması demek, diğer tüm gözlemlerin de geçerliliğini kaybetmesi anlamına gelebilirdi [3].

35.4. Satürn'ün fazlarını açıklayan bir çizim [2].


Lehistan-Litvanya Birliği'nde yaşamış Gdansk şehrinin belediye başkanı olan Johannes Hevelius aynı zamanda bir bilim adamıydı. "Satürn'ün Gerçek Görünümü Üzerine" adlı eserinde Satürn'ün tuhaf görünümüne bir açıklama getiriyordu.  Hevelius'a göre Satürn'ün elipsoit bir biçimi vardı ve kutup yüzeylerinden iki tane hilale bağlıydı. Satürn, Güneş'in etrafında yaptığı yolculuğu boyunca otuz senelik bir döngü içinde kendi merkezinin dışında olan bir noktanın etrafında yuvarlanıyordu. Böylece Satürn'ün teleskopla gözlemlenen tüm tuhaf şekilleri açıklanabiliyordu [4]. Aynı dönemlerde diğer astronomlar da Satürn'ün Güneş'in etrafında yaptığı yolculuğa ve Dünya'nın konumuna bağlı olarak farklı fazların görünümleri üzerine araştırmalarına devam ediyorlardı (35.4).

 35.5. Systema Saturnia'da bulunan Satürn tasviri [5].

Satürn, 1656'nın ilk günlerinde uzantıları olmadan görülüyordu. Tam da o günlerde Christiaan Huygens, yedi metre uzunluğunda ve altmış milimetre açıklık çapına sahip bir teleskop yapmıştı. Bu teleskop sac demirden imal edilmişti. İki adet dışbükey lense sahipti ve görüntüyü yüz kat büyütüyordu. Aynı senenin Ekim ayında Satürn'ün halkası yeniden gözüktü. Huygens, bu teleskopla yaptığı gözlemler sonucunda Satürn'ün gövdesine hiçbir noktada temas etmeyen, katı ve sürekli bir halkaya sahip olduğu tezini öne sürdü (35.5). Huygens, ayrıca Mart ayında Satürn'ün uydusu Titan'ı da gözlemlemeyi başaran ilk kişi olmuştu [4,5].
 
 
 35.6. Cassini uzay sondası ile çekilmiş bir fotograf [6].
 
Uzaya gönderilen ve veri toplamaya yarayan robotik uzay araçlarının yardımı ile artık Satürn'ün halkasının sürekli bir cisim olmadığı, halkanın, boyutları mikrometreden metrelere kadar değişen kaya ve buzlaşmış su parçacıklarından oluştuğu biliniyor. Satürn günümüzde hala insanlığı şaşırtmaya devam ediyor. Cassini uzay sondası tarafından çekilen bu fotoğrafta Satürn'ün bir başka eşsiz özelliği olan Altıgen (Heksagon)  kutup jeti görülüyor (35.6).
 
35.7. Laboratuvar ortamında elde edilen Heksagon [7].
 
İlk defa 1988 yılında Voyager uzay aracı ile görüntülenen bu kutup jeti birkaç sene önce laboratuvar ortamında modellendi (35.7). Satürn'ün atmosferinde gerçekleşen akımların barotropik kararsızlığının bir dengeye ulaşmasının sonucu olarak bu şeklin oluştuğu anlaşıldı [7]. Satürn'ün halkası ve kutup jeti kainatın uzun ve kaotik hikayesinin içinde rastgele meydana gelen düzenli fiziksel fenomenlere birer örnek olarak verilebilir.

KAYNAKÇA

[1] Galilei, G., Opere, vol. XII, p. 276.

[2] Huygens, C., Oeuvres Complètes de Christiaan Huygens (1888), The Hague: Martinus Nijhoff, 1925.

[3] Brown, H.I., "Galileo on the Telescope and the Eye", Journal of the History of Ideas, Vol. 46, No. 4, pp. 487-501, 1985.

[4] Shapely, D., "Pre-Huygenian observations of Saturn's ring", Isis, Vol. 40, No. 1, pp. 12-17, 1949.

[5] Chapman, A., "Christian Huygens (1629-1695): astronomer and mechanician", Endeavour, Vol. 19, No. 4, pp. 140-145, 1995.

[6] PIA17141: Saturn's Polar Jet, NASA/JPL-Caltech/Space Science Institute, 2013-12-16.

[7] Aguiar, A.C.B., Read, P.L., Wordsworth, R.D., Salter, T., Yamazaki, Y.H., "A laboratory model of Saturn's North Polar Hexagon", Icarus, 206, pp. 755-763, 2010.

22 Aralık 2012 Cumartesi

26) Patrick Caldwell Moore

Bir süredir bu günceye herhangi bir yazı eklemedim. Fakat bugün hiç lafı uzatmadan bir şeyler yazmam doğru olacak. Az önce üzücü bir haberi öğrendim. Caldwell kataloğu olarak bilinen yıldız kataloğunun yaratıcısı, amatör astronominin gelişimine çağımızda en çok katkı göstermiş olan insanlardan Sir Patrick Caldwell Moore 9 Aralık 2012 tarihinde hayata gözlerini yummuş. Bu vefat haberini bu kadar geç öğrendiğime üzüldüm, ne yazık ki yerli medyada hiç yer almadı.

26.1. Patrick Caldwell-Moore.

Yolunuz bu sayfaya düştüyse Sir Patrick Moore hakkında daha fazla bilgi edinin. Onu anmanın en güzel yolu aktarmaya çalıştığı birikimden faydalanmak olabilir.

25 Eylül 2011 Pazar

12) Gökbilim Forumu ve Bir Yıldız Partisi

Geçenlerde üniversiteye uğradığım bir gün gördüğüm insanlara astronomi ile ilgili kimseyi tanıyıp tanımadıklarını sordum. Lisanstan mezun olan bir arkadaşımızın bu konuda epeyi bilgili olduğunu, hatta makine mühendisliği fakültesinde önceki sene konuyla ilgili bir sunum bile yaptığını öğrendim. Onu hemen Facebook'tan bulup temasa geçtim. Bir astronomi kulübüne dahil olduğunu, kulüp üyelerinin de düzenli olarak buluştuklarını ve yıldız partisi verdiklerinden bahsetti.

Bir yıldız partisi (star party) astronomi ile ilgilenen, gökyüzü gözlemi yapan insanların uygun hava koşulları olan bir gece buluşması, teleskoplarını, dürbünlerini getirmesi ve birlikte gözlem yapmaları olarak tarif edilebilir. Yıldız partileri yurtdışında, özellikle Amerika'da oldukça yaygın. Elbette oralarda neredeyse her mahalleye bir astronomi kulübü düştüğü söylenebilir. Hatta astronomi ile ilgili internet sitelerinde "aklınızda hala bu konuyla ilgili bir soru varsa yerel astronomi kulübünüzle iletişime geçin" gibi bizlere oldukça uzak, onlar içinse son derece doğal olan bir hatırlatma yazısı ile sıkça karşılaşıyorum.

Arkadaşım beni 25 Eylül 2011 tarihinde Ağva'da yapılacak olan bir yıldız partisine davet etti. Hatta gözlem alanına da beraber gitmeyi teklif etti ama bu nazik teklifini kabül etmedim. Gözlem alanı İstanbul'un ışık kirliliğinden uzak, Ağva'da bir orman yolu üzerindeydi (12.1). İlk kez bir yıldız partisine gidecektim. Yolculuk sırasında arabası kalabalık olabilir, o gün bir işim çıkar ve geç kalabilir, gittiğimiz yerden erken ayrılmam gerekebilirdi. Kimsenin huzurunu bozmak doğru olmazdı. Zaten en başta kendi huzurumu düşünmem gerekirdi.

 
12.1. Etkinliğin gerçekleştiği konum.

Parti günü yola ancak akşam 21:00'da çıkabildim. Gözlem alanını kolayca buldum. Ağva'ya giden orman yolunda yirmi kilometre kadar ilerledikten sonra arkadaşımı aradım. Gökyüzüne tuttukları lazer ile bana bulundukları yeri işaret ettiler. Zifiri karanlıkta o dağ yolundan çıkıp bir de arabayla garip bir toprak yol üzerinde lazer ışığının geldiği yöne doğru ilerledim. O sırada gruptan biri yola çıktı ve sert bir mizaçla "ışıkları söndür! ışıkları söndür!" diye bağırdı. Gözlem alanının iyice içine girmiş olmalıydım (12.2). Muhtemelen gözlem alanındaki insanların gözleri karanlığa iyice alışmıştı ve farlarımla etrafı şıkır şıkır aydınlatıyordum. Arabayı park ettim ve dışarı çıktım. Gözlerim daha karanlığa tam olarak alışmamıştı ama gökyüzüne baktığım anda hayatımda o ana dek hiç görmediğim bir manzara ile karşılaştım. Hayatımda ilk defa Samanyolu'nu gördüm!

12.2. Gökbilim Forumu etkinliğinin gerçekleştiği alan.

Yaşadığım hayatı sorguladım... Işık kirliliği olmadığını düşündüğüm yerlerde bile yıldızların bu kadar çok, gökyüzünün bu kadar temiz olduğunu hiç hatırlamıyorum. Hele ki Ülker yıldız kümesini ve Samanyolu'nun bulutsusunu çıplak gözle bu kadar net görebilmeyi beklemiyordum. Bu manzarayı görmeden insan nasıl olur da bir kaç yüzyıl öncesi hakkında fikir yürütebilir ki? Işıklandırmanın olmadığı, kalabalık şehirlerin kurulmadığı, gökyüzünün kutsallığını kaybetmediği yüzlerce yılı şehirlerimizin tepesine çökmüş olan yapay ışık kafesinin altında anlayabilmemiz mümkün değil. Kim bilir başka hangi koşullara uyum sağladığımız için geçmişi yanlış değerlendiriyoruz.

Karanlığa iyice alıştıktan sonra insanları seçmeye başladım. Yaklaşık otuz kişiydik. Dört tane teleskop getirilmişti. İlk defa bir yıldız partisine gittiğim için kendi teleskopumu götürmemiştim. Gelenlerin hepsi canayakın insanlardı. Hatta birileri tedbirli davranmış ve yanlarında çay, kahve, kurabiye getirmişlerdi. İkramda bulundular. Öğrendiğim kadarıyla yıldız partilerinde katılımcı sayısı da her defasında artmıştı. Katılımcılar astrofotografiden ziyade gözlem amaçlı gelmişlerdi. Aslında bu çok doğal çünkü kalabalık bir ortamda çalışma yapmak pek kolay olmazdı.

Gelenlerden biri getirdiği bir kamerayı oradaki bir teleskopla denemek istedi. Jüpiter'in bir kaç pozunu aldı. Oldukça başarılı bir görüntü elde etti. Bu olay zaten bütün grubun ilgisini çekmiş, sonuç da herkesi yeterince tatmin etmişti. Ahmet Kale tarafından çekilen bu fotoğraf daha sonra Emre Can Alagöz tarafından işlenmiş ve son haline getirilmiş (12.3). Gecenin bundan sonraki bölümünde sadece gökyüzüne bakıldı ve sohbet edildi.

12.3. Etkinlikte Ahmet Kale tarafından çekilen Jüpiter fotografı.

Gece saat 02:00 gibi hava iyice soğumuş, nem yüzünden de teleskopların üstü sırılsıklam olmuştu. Teleskop sahipleri ekipmanlarını zarar görmesinler diye toparladılar. Eğlence bittiği için kamp yapmayacak olanlar vedalaşmaya başladı. Kalıp kalmama konusunda tereddüt ediyordum, o yüzden bir süre daha orada takıldım, manzaranın tadını çıkardım. Sonunda arabada uyuyup sabah trafiğe girmek yerine yola çıkmaya karar verdim.


Zifiri karanlıkta, bol virajlı orman yolunda gece araba sürmek kafa boşaltmak için birebirdi. Dönüş yolum boyunca tek bir arabaya bile rastlamadım. Aslında bu biraz da ürkütücüydü çünkü o ıssız yolda kalsaydım ne yapardım bilemiyorum. En yakın yerleşim birimine kilometrelerce uzaktaydım. Gene de bu yolculuk sayesinde kendimi çok iyi hissettim. Müziğin sesini kıstığımda cırcır böceklerinin seslerini duyabiliyordum. Bir süre dünyada kimsenin kalmadığını, yıllarca ıssız yollarda ilerlediğimi düşledim. Hayalet kasabaları ziyaret edecek, bir umut hayatta kalmış birilerini arayacaktım. Biraz sonra ise adamın birinin ağaçların arasından yola atladığını hayal ediyordum. Korku, heyecan, dinginlik, hepsi birbirine girmişti. Dönüş yolculuğum da en az yıldızlara bakmak kadar eğlenceliydi. Şile'den itibaren tekrar şehre geldiğimi hissetmeye başladım. Şehrin ışıkları arttıkça hayal aleminden ayrıldım. Gece 03:30 gibi eve varmıştım.

13 Eylül 2011 Salı

11) Copernicus Krateri Fotografı

Genelde astrofotografi alanına giren bir fotograf için kullanılan teleskop, ekipman, kamera, pozlandırma süresi, fotografın çekildiği tarih, fotografın çekildiği konum, fotografın makyajlanmasında kullanılan yazılım bilgileri paylaşılıyor. Çektiğim fotografların pek anlam ifade etmediğini düşündüğüm için bu bilgileri paylaşmaya gerek duymadım, oysa birilerine anlam ifade edebilir. Belki ileride bu fotografı (11.1) nasıl çektiğimi hatırlamak istersem kendime de faydası dokunabilir.

11.1. Kepler ve Copernicus kraterleri.

Bu fotografın bilgilerini yazmam gerekirse:

Teleskop: Celestron NexStar 5SE
Ekipman: -
Kamera: Nipon 1.25" dijital mercek
Pozlandırma süresi: -
Tarih: 13.09.2011
Konum: İstanbul
Yazılım: Paint.Net

2 Eylül 2011 Cuma

8) Hilal Evresinde Bir Ay Fotografı

Bu defa Ay'ı kaçırmamak için akşamüstü aklım hep gökyüzündeydi. Güneş batmadan bir poz alabilmek güzel olur diye düşünüyordum. Akşam yemeği sırasında Ay'ın gözlem için uygun bir pozisyonda olduğunu fark ettim. Yemekten kalkana kadar biraz sallanmış olmalıyım ki teleskopu çıkarıp kurana kadar Güneş neredeyse batmıştı. Gene de Ay'ın hilal evresinde fotografını çekmek farklı olacaktı. Zaman kaybetmemek için teleskopun ayarlarıyla uğraşmadım ve doğrudan Ay'a yönlendirdim. Aşağıdaki fotografı çekmek için 25mm oküler kullandım (8.1).

8.1. Çektiğim hilal evresindeki Ay fotografı.

Karanlıkta kalan bölümle aydınlıkta kalan bölümün ayrıldığı yerden de bir fotografını çekmek için 12.5mm oküler kullandım (8.2). Bu defa Ay'ın kuzeydoğusunda kalan Mercurius krateri daha net çıkmıştı.

8.2. Ay'ın 12.5mm oküler ile fotografı.

Fotografların üzerinde biraz oynamanın faydası olduğunu gördüm. Fotografların keskinlik, aydınlık, ton değerleriyle oynadığımda detaylar daha görünür hale geliyor. Çektiğim fotografların üzerinde değişiklik yapabilmek için Ubuntu'da Gnome, Windows'ta ise PaintNet kullanıyorum. Bu işlemler için astrofotografçılar epey zaman harcıyorlar, şimdilik o kadar iddialı olamayacağım. Birçok fotograf çekip onları üst üste işleyerek çok daha net fotograflar elde edebiliyorlar. Şimdilik bir fotograf makinesi bile almadığım için bu konuyla ilgilenmiyorum.

Güneş tamamen battıktan sonra yıldızlar göründü. Bir önceki gece bir türlü eşleştirme ayarlarını (alignment) doğru yapamamıştım. Bu defa sakin kafayla tüm adımları tek tek kontrol etmeye karar verdim. Yaptığım her şey doğru gözüküyordu fakat ayarlamam bittiğinde teleskop gene abuk sabuk bir yöne döndü. Tekrar baştan başlayacaktım ki kumandanın ışığı yavaş yavaş karardı. Teleskopun pili bitmişti. Bugünlük daha fazla bir şey yapmamaya karar verdim, zaten yedek pilim de yoktu.

22 Ağustos 2011 Pazartesi

5) Amatör Astronomide İlk Günlerim - II

Akşam yemeğini yedikten sonra yattım. Saat 03:00'te kalktım. Sıcak yatağımı bırakıp dışarıya çıkmak biraz zor oldu. Gene de buna değeceğini biliyordum. Hemen dışarı çıktım ve gökyüzüne baktım. Tertemiz gökyüzünü düzinelerce yıldız süslüyordu. Gözlem için çok uygun bir hava vardı. Sıkı giyindim. Dışarda geçen birkaç dakikanın sonunda gene soğuk içime işlemeye başlamıştı. Sanırım her defasında kendi kendime daha kalın giyinmem gerektiğini söyleyerek sonunda yaz ortasında atkı ve montla dışarı çıkacak hale gelecektim.


Yıldızların bu kadar net olması üç yıldız ayarını yapmamı epey kolaylaştırdı. Hem bu konuda yeterince tecrübem de vardı. Önce nişangahtan belirlediğim yıldızı hedef alıyordum, sonra 25mm oküler ile yıldızı ortalıyordum. Son olarak 8mm oküler kullanarak iyice hassas bir şekilde yıldızı ortalayıp konumunu kesin olarak belirlemiş oluyordum.


Konum ayarlama işlemlerini tamamladıktan hemen sonra Ay'ı gözlemlemeye başladım. Ay üzerinde ilgimi en çok çeken yer daha sonra adının Kepler krateri olduğunu öğrendiğim yer oldu. Burası bir yumurtanın yere düşüp patlamış ve etrafa saçılmış halini andırıyordu (5.1). Bu olağanüstü şekle bakarak hayallere dalmamak mümkün değildi.

5.1. Çektiğim Kepler krateri fotografı.

Bu şekillere doğru sistemi (ray system) deniliyor. Oluşumları yüzeyin altında bulunan püskürüğün bir cismin çarpması ile göbekten etrafa çizgisel bir şekilde saçılması olarak açıklanıyor. Bu saçılmış çizgilerin beyazlık derecesi (albedo), şekilleri ve etraftaki diğer kraterler ile olan ilişkileri incelenerek kraterin yaşı ve bölgenin jeolojik özellikleri üzerine bilgiler ediniliyor. Aslında bu noktada yumurta benzetmemin geçerliliğini merak ediyorum; acaba çarpan cismin içinden saçılan yumuşak katı bu şeklin oluşmasında daha baskın olmuş olabilir mi? Muhtemelen bunun doğru cevabı konunun uzmanları tarafından biliniyordur.


Mars'ın konumunu Google Skymap ile teyid ettikten sonra GoTo ile teleskopu Mars'a yönelttim. Bir yıldız gibi gözüken bu parlak cismin sırrı da teleskopun merceğinde kendini teslim ediyordu. Mars bu sonsuz siyah boşluğun içerisinde yüzen küçük, renkli ve parlak bir taş gibi duruyordu (5.2). Jüpiter kadar net gözükmese de orada diğer gökcisimlerinden farklı bir şey olduğunu herhangi bir kimse söyleyebilirdi.

5.2. Çektiğim ilk Mars fotografı.

Çektiğim Mars fotograflarının kalitesi oldukça düşüktü. Bunun sebebi Mars'ın Dünya'ya olan uzaklığının bugünlerde çok olmasıydı. Daha sonra önümüzdeki Mart ayında Mars'ın astrofotografi için çok daha uygun bir pozisyonda olacağını öğrendim.

20 Ağustos 2011 Cumartesi

4) Amatör Astronomide İlk Günlerim - I

Meteoroloji tahminlerine göre gökyüzünün kapalı olması bekleniyordu. Gece olduğunda şansıma hava açıktı. Teleskopu yeniden kurmak için yaklaşık bir saat kadar zaman geçirdim. Gökyüzünde rastgele üç yıldızın konumunu tanımlamak (three star alignment) ve böylece teleskopun takip etme (tracking) mekanizmasını kullanmak istiyordum. Bu işlem beni biraz uğraştırdı. Bu sırada pek hareket etmediğim için üşümeye başladım. Tecrübeli gözlemciler tarafından da sıkça tavsiye edildiği üzere gözlem sırasında normale göre daha sıkı giyinmek gerektiğini anlamış oldum. Üzerime bir hırka aldım.


Gece etrafta pek fazla ışık kaynağı olmadığı için sivri sinekleri ve böcekleri üzerinize çekiyorsunuz. Onlarla baş etmekse soğukla baş etmekten daha zor. Hırka sayesinde kollarımı pek rahatsız edemediler ama şort giydiğim için bacaklarıma hiç rahat vermediler. Maalesef bu probleme bir çözüm üretemedim ve saldırılarına gecenin sonuna kadar katlandım.


Ne yazık ki gece boyunca Satürn ve Mars görüş alanıma girmedi. Jüpiter ve Ay da daha ortalıkta gözükmüyordu. Anladım ki gözlem yapacağım tarihten önce o gün neleri görebileceğime dair daha önceden bir plan yapmam gerekiyordu! Mecburen keşfedebileceğim ilginç bir şey var mı diye teleskopun GoTo özelliğini kurcaladım. Hizalamayı doğru düzgün yapamadığım için uzak uzay cisimlerinin konumlarını belirlemekte zorlandım. Biraz rastgele yıldızlara baktım. Neyse ki gece yarısı olduğunda Ay ve Jüpiter beraber doğuda belirdiler.


Ayı gözlemlemek için odak uzaklığı 15.6mm olan Nipon marka dijital merceğimi kullandım. Teleskopun odak uzaklığı 1250mm olduğu için dijital mercekle beraber 80x büyütme elde ettiğimi hesapladım. İki adet Barlow lensi üst üste kullanarak 320x büyütmede birkaç fotograf çektim (4.1). Ayın daha pürüzlü olan bölgesi ilgimi çekti. Kraterlerin üzerinde oluşan gölgeleri görmek mümkündü. Galileo bu gölgelerin dünyadaki gibi yavaşça renginin açılmıyor olmasından Ay'ın pürüzsüz ve saydam olmadığına, hatta üzerinde ışık kırılmalarına ve dağılımına sebep olabilecek derin bir atmosfere de sahip olamayacağına kanaat getirmişti. Ay üzerine sonra daha detaylı bir araştırma yapmaya karar verdim.

4.1. Dijital mercek ile çektiğim ilk Ay fotografı.

Teleskopun bilgisayarından Jüpiter'i seçtiğimde teleskop otomatik olarak ona doğru yöneldi ve onu takip etmeye başladı. Kadrajımda Jüpiter sabit gözüküyordu. Daha çok büyütme elde etmek için mercek değiştirdiğimde Jüpiter'i aslında kadrajımda sabitleyemediğimi fark ettim. Neyse ki NexStar bu gibi durumlar için daha hassas bir takip ayarı yapılmasına izin veriyor. Teleskopu Jüpiter'e göre senkronize ettim. Artık Jüpiter'i kusursuz bir şekilde takip edebiliyordum.

Kısa bir süre Jüpiter'i odaklamakla uğraştıktan sonra üzerindeki sarı bulutları görebildim. Birkaç tane fotografını çektim (4.2). Sanırım tavsiye edilen büyütme miktarını aştığım için daha iyi görüntü almam mümkün olmadı. Gene de iyi bir fotograf makinası ile nasıl bir görüntü alabileceğimi merak ediyorum.

4.2. Dijital mercek ile çektiğim ilk Jüpiter fotografı.

 Jüpiter'in bilinen 64 tane uydusu var. Bunlardan dört tanesi Galileo Galilei tarafından 1610 yılında keşfedilmiş. Galileo'nun bu keşfi ile Dünya veya Güneş'in haricinde bir gökcisminin etrafında dönen gökcisimlerinin olduğu ve olabileceği anlaşılmış. Barlow lenslerinden birini çıkarttığımda onları da görebilmem mümkün oldu. Gene de dijital mercek kullanmadığımda çok net görebildiğim Jüpiter bu defa aşırı derecede parlıyordu (4.3). Sanırım uygun bir gezegen filtrem olsaydı daha iyi görüntü alabilirdim.

4.3. Jüpiter ve uyduları.

Saat 04:00 olduğunda artık iyice uykum gelmiş, sivri sineklerin taarruzları karşısında da sabrımı kaybetmiştim. Hatta bir ara hırkamı çıkardım ve bir süre rastgele havaya doğru hızlıca savurdum. O sırada beni gören birileri olduysa muhtemelen ne yaptığımı merak etmişlerdir.