24 Mayıs 2012 Perşembe

18) Astronominin Kime Ne Faydası Var?

Platon, Devlet adlı eserinin yedinci kitabında ideal devleti ararken bu devletin içerisinde yaşayacak olan insanların hangi konularda kendilerini geliştirmeleri gerektiğini anlatır. Bu dallar aritmatik, geometri ve astronomidir.

Astronomi üzerine çalışmanın yararını Platon Sokrates'in ağzından şu şekilde ifade eder:

"Gök kubbeyi süsleyen değişik yıldız kümeleri görülen dünyanın malıdır. Gerçi bu dünyanın en güzel, en düzenli şeyleri onlardır, ama gerçek yıldızların yanında sönük kalır onlar. O yıldızlar ki, gerçek çabukluğa, gerçek yavaşlığa, gerçek sayıya, gerçek biçimlere, hem birbirlerine, hem kendi içindekilere uygun olarak dönerler. Onlar yalnız akıl ve düşünce yoluyla kavranır, gözümüzle değil"


Sokrates burada astrolojinin kişiye bir faydası olmadığını söyler. Gök cisimlerinin bir düzen içerisinde hareket ediyor olduğunu bilir. Bilimsel yöntem ile gök cisimlerinin hareketlerinin anlaşılabileceğini öngörmüştür. Hareketleri öngörülebilen bu cisimlerin değişmeyen hareketlerini gözlemlemenin o sırada olmadığı gibi uzun süre insanlığa somut bir yararı olamayacağını anlamıştır.

Öyleyse astronomi ile uğraşmanın kişiye ne faydası olabilir ki?

Sokrates sözlerinin devamında bu sorunun cevabını verir:

"Göğün ve yıldızların ustası onları konulabilecek en güzel yere koymuştur. Ama gündüzün geceyle, gece ve gündüzün aylarla, ayların yılla, yıldızların güneşle, ayla ve kendi kendileriyle ilintileri konusunda astronomi bilgini, bu ilintilerin görülen şeyler olmasına rağmen, hiçbir değişikliğe uğramadıklarına, hep aynı kaldıklarına inanmayı ve gerçek varlığı bunlar içinde kavramaya çalışmayı saçma bulur. Asıl istediği bu çalışmalarla ruhun kavrayan yönünü geliştirmek, astronomiyi yararsızken yararlı hale getirmektir"

Dünyada yaşamın var olabilmesi için Güneş'in uzaklığı, Ay'ın yörüngesi, Dünya'nın eksenel eğimi gibi onlarca parametrenin şimdilik olabilecek en doğru değerlere sahip olduklarını söyler. Fakat bu varsayımların kimseye bir faydası olmadığını sözlerine ekler. Kişi astronominin insanlık ile ilişkisini kurmaya çabalamalıdır. Ancak bu şekilde bu yararsız uğraş yararlı hale gelebilir.

Hegel, Tarihte Akıl adlı eserinde bu konuya şöyle bir katkıda bulunmuştur:

Belli bir tikelliğin gerçekte bir halkın ona özgü ilkesini vermesi, işin, amprik olarak alınıp tarih araştırmasıyla kanıtlanması gereken yanıdır. Bunun başarılması için yalnızca işlek bir soyutlama yetisi yetmez, ide'lerle yakından tanışıklık da gereklidir. Nasıl Kepler'in elipslerle, küpler ve karelerle, bunların a priori ilişkileriyle, bu tasarımlara belirlilik kazandıracak ölümsüz yasalarını daha amprik verilere dayanarak bulmadan önce tanışmış olması gerektiyse, burada da ilkelerle böyle bir a priori tanışıklık gerekir. Bu genel ve temel bilgileri edinmemiş kişi, gökyüzüne oradaki yıldızların devinimlerini uzun uzun gözlemlese bile hiçbir şey anlamayacak, onlarla ilk kez karşılaşmış gibi olacaktır.

Hegel burada bir sorunun anlaşılabilmesi için o soruna dair bir tarih araştırması yapılması gerektiğini, bu araştırmanın evrensel ifadelerle sonuçlandırılması gerektiğini, ve ancak bu şekilde yapılan bir araştırmanın bu sorunun çözümüne yönelik faydalı bir sonuç verebileceğini söyler. Geçmiş ile geleceğin hep bir ilişki halinde olduğunu, olguları yalın ve bağımsız olarak değerlendirmenin mümkün olmadığını belirtir. Burada Hegel astronomi analojisini kullanarak felsefi tarih üzerine bir tanım yapar. Söylediklerinden şunu da çıkarmak mümkündür: yalnızca modern fizik yasaları ve enstrumanlarını kullanarak astronomiyle ilgilenmek faydalı sonuçlar vermeyecektir.

5 Şubat 2012 Pazar

17) Bir Teleobjektif İle Ay Fotografı Çekmek

Yeni bir teleobjektif aldım: Sigma 70-300mm F4-5.6 APO DG Macro (motorlu). Gündüzleri çiçek böcek, geceleri de ayın fotografını çekebilmek için oldukça güzel bir objektif. Elbette İstanbul'a kar yağdığı günlerde kendimi sokağa atıp boğazda fotograf çektim. Kar yağışı sonrası hava açtı ve birkaç gündür kış ortasında yaz havası yaşıyoruz. Bu fırsattan istifade ederek gece Ay'ın fotografını çektim.

Farklı ayarlarda 300 mm odak uzunluğu ile çekimler yaptım (17.1). Poz süresini çok kısa tuttuğum için çekimi telsiz ile yaptım. Bu sayede bazı fotografların bulanık çıkmasından kesinlikle sorumlu olmadığıma eminim.

17.1. Çektiğim fotograflar.

Odak oranı, ISO ve poz süresi ile oynayarak çekimler yaptım (Tablo 17.A.). Çektiğim fotograflardan en düzgün olan dört tanesini buraya koyuyorum. Bu çekimlerde kullandığım ayarlara göre bir sıralama yaptım. Birinci ve ikinci fotograflarda odak oranı ve poz süresi aynıyken ISO değerini değiştirmişim. Birinci fotografta daha yüksek bir ISO değeri kullandığım için ışık hassasiyeti yüksek olmuş fakat gürültünün de etkisi fark edilebiliyor. Üçüncü fotografta hem ISO değerini düşürmüşüm, hem de poz süresini arttırmışım. Uzun poz süresi sebebiyle Ay'ın hareketi görüntünün bulanık olmasına sebep olmuş olabilir. Dördüncü fotografta ise yüksek ISO değeri sebebiyle görüntüde parazitlenme hissedilir düzeyde. Ay gibi parlak bir gök cismini çekmek için bu kadar yüksek ISO değeri kullanmak zaten çok mantıklı değil.

Tablo 17.A. Çekimlerde kullandığım ayarlar.

Bence en güzel sonucu iki numaralı fotografta aldım. Birinci fotografa kıyasla daha az canlılığa sahip olmasına rağmen daha çok detay görülebiliyor. Birinci fotografta parlak beyaz bölgelerde kaybolan bazı detaylar ikinci fotografta rahatlıkla seçilebiliyor. Sonuçta görüntü üzerinde bir yazılım ile oynayarak daha canlı bir hale getirebilirim.

Uzun pozlama süreleri ile çekilen fotograflarda makineyi doğru ayarlayabilmek çok önemli. Gece boyunca çekim yapıp sonunda bembeyaz, simsiyah, parazitli veya bulanık bir fotograf elde etmek üzücü olabilir.

20 Kasım 2011 Pazar

16) İnsanlığın Ay Ziyaretleri

Ay üzerine Aristotales'in felsefi fikirlerine dayanan birçok mit ancak 17. yüzyılda teleskopun icadı ile çökertildi. Ay üzerinde hayat olup olmadığı gibi soruların cevapları da 20. yüzyılda Ay ziyaret edilene kadar net olarak verilemedi. Ay'ın yüzeyinde ilk defa 1969'da ve son olarak da 1972 yılında insan yürüdü. Günümüze kadar yapılan diğer Ay görevlerinde ise Ay'ın yörüngesinin etrafından dönülerek çeşitli bilimsel veriler toplandı. Bu yazıyı yazdığım tarihte (20.11.2011) Ay yüzeyine başarılı bir iniş yapan başka bir görev yapılmamıştı. Çin'in göndermiş olduğu keşif aracı Yeşim Tavşanı (Yutu) geçtiğimiz günlerde (01.12.2013 tarihinde) Ay'ın yüzeyine başarılı bir iniş yaptı.

1972 yılında Apollo 17'nin dönmesi ve programın iptal edilmesini takip eden süre içerisinde NASA güneş sisteminin diğer gizemlerini çözmeye yöneldi. Bu tarihten sonra yapılan çalışmalarda Ay'dan getirilen malzeme örnekleri üzerine çalışıldı, gözlem ve ölçüme dayalı olarak Ay'ın yüzeyi ve yörüngesi üzerine bilgiler edinildi [1].

Elde edilen verilerin ışığında Ay'ın Dünya'nın Mars boyutlarında bir gezegenle çarpışması sonucunda oluştuğu hipotezi oluşturuldu.

Ay'ın tekrar ziyaret edilmesi hala gündemde olan bir konu. Çünkü Ay yüzeyi hala başlangıçta var olan (primordiyal) dış tabakasını muhafaza etmektedir. Böylece volkanların ve göktaşı darbelerinin incelenmesi için milyarlarca yıldır bozulmamış, mükemmel bir ortam sunmaktadır. Günümüz teknolojisi ile yapılacak ölçümlerde meteor çarpışmalarının sonlandığı tarihi olarak 3.9 Ga (milyar yıl) kesinleştirilirse bu Dünya'da yaşamın başlangıç tarihini netleştirecektir. Ay yüzeyini kaplayan kaya örtüsü (regolit) Güneş'in geçirdiği evrimi anlamamıza da yardımcı olacaktır.

Kuşkusuz ki Ay üzerine daha çok çalışmalar yapılacak. İnsansız araçların gönderilmesi, robotların regolit yapısı üzerine çalışmasının yanısıra insanın bir sonraki hedefi olan Mars yolcuğu için de bir istasyon görevi görmesi kuvvetle muhtemel. Elbette Mars'ın bir atmosferi olması ve tarihinde bir zamanlar su bulundurmuş olması koşulları çok farklı yapıyor. Fakat bu koşullara hazırlık şüphesiz Ay üzerinde yapılacak. Özel sektörün son zamanlarda uzay seyahatleri projelerine yönelmiş olması tüm bu araştırmalara tahmin edebileceğimizin ötesinde bir ivme kazandırabilir.
16.1. Çektiğim yarımay fotografı.

Bu yazıyı ilk yazdığım tarihte gözlem yapmaya zaman ayıramıyordum. Hava koşulları ve günlük koşturma bana fırsat vermemişti. Daha sonra 15.07.2013 tarihinde çektiğim yukarıdaki fotoğrafı ekledim (16.1).
 
KAYNAKÇA

[1] Neal, C.R., "The Moon 35 years after Apollo: What's left to learn?", Chemie der Erde, pp. 3-43, 2009.

7 Kasım 2011 Pazartesi

15) Pozlama Süresi Üzerine

Kışın hava erken kararıyor. İyi, güzel de hava hep bulutlu oluyor! Hava koşulları sebebiyle teleskopumla gözlem yapmaya çıkamadığım için fotograf makinemle evde biraz oynama fırsatı buldum. Farklı pozlama süreleri (exposure time veya shutter speed) ile denemeler yaptım. Zamanı çok kısa tuttuğumda musluktan sürekli akıyor gibi görünen suyu damla damla görüntüleyebildim; uzun tuttuğumda ise tek karede kendimden iki tane olan fotograflar falan çekip eğlendim.

 
Astrofotografi ile ilgili olarak pozlama süresinin ayrıca bir önemi var. Pozlama süresini uzun tutarak çıplak gözle görülemeyen yıldızların fotograf makinesi ile görüntülenebilmesi mümkün oluyor. Zayıf olan ışık kısa süreler için algılanamazken görece uzun sürelerde ışık biriktiriliyor ve zayıf ışık kaynakları da algılanabiliyor. Aslında bu durum teleskopla gözlem yaparken karanlığa alışınca daha fazla yıldızın görülebiliyor olmasına benziyor.

15.1. Gözle görüş.

İlk denememi fotograf makinemi teleskopa bağlamadan yaptım. Makineyi tripodun üzerine gökyüzüne bakacak şekilde sabitledim. Çekimi şehir içinden yaptığım için ışık kirliliği oldukça yüksekti. Çektiğim ilk fotografın nasıl görüneceğine makinenin LCD ekranından baktım. Çıplak gözle gördüğüm şeye yakın olmasına gayret ettim (15.1).
 
15.2. Uzun poz süresi ile görüş.

Çektiğim ikinci fotografta diyafram açıklığı ve ISO değerlerini ilk fotograftaki değerlerle aynı tuttum. Bu defa pozlama süresini arttırdım. İkinci fotografta birinci fotografta görülmeyen bir çok yıldız görülebiliyordu (15.2).

15.3. Evrenin en uzak objesinin Hubble Uzay Teleskopu tarafından çekilen fotografı [1].
 
Yaptığım bu basit deneme temelde Hubble teleskopunun kullanılarak evrenin büyüklüğünü tespit etmek için kullanılan yöntemle aynıydı. Hubble teleskopu evrenin oldukça karanlık gözüken bir bölgesine doğru yönlendirildi ve çekilen fotograf için 87 saat süren bir pozlama yapıldı. Tıpkı fotograf makinemle normalde göremediğim yıldızları görüntüleyebildiğim gibi Hubble teleskopu ile de evrenin karanlık bir köşesinde saklı yıldızlar böylece görüntülenebildi (15.3). Çekilen fotografta görülen galaksinin (UDFj-39546284) 13.2 milyon ışık yılı uzaklıkta olduğu hesaplandı. Böylece evrenin büyüklüğü üzerine güncel bir veri elde edildi (unutmayın ki ışık yılı bir uzunluk birimidir).
 
KAYNAKLAR
 
[1] G. Illingworth, R. Bouwens, HUDF09 Team, "Close-up of HUDF WFC3/IR Image Around UDFj-39546284", NASA, ESA.

1 Kasım 2011 Salı

14) Astrofotografi için Fotograf Makinesi

Cep telefonumu teleskopa dayayarak fotograflar çekip astrofotografi ile uğraşıyorum demeye utanıyordum. Aslında bahsettiğim yöntem de gayet kabul gören bir yöntemdir fakat bu yöntemle çekebileceğim objeler oldukça kısıtlıydı. Yeryüzü fotograf çekimi ile ilgilenmediğim için aslına bakarsanız bir tek Ay'ın fotograflarını çekebiliyordum (bir de her nasıl olduysa çift yıldız Nu Draconis'i çekebilmiştim). Diğer yandan teleskopa bağlayabildiğim bir dijital merceğim var fakat onunla da çektiğim fotografların kalitesinden hiç memnun değildim. Hem iki yöntemle de yıldızların fotografı çekilemiyordu. Bir süredir bir fotograf makinesi almayı düşünüyordum.

Daha önce teleskop alış-verişimde yaptığım gibi gene tam olarak neye ihtiyacım olduğunu araştırdım. Aslında bu defa araştırmamda fazla detaya girmedim. Zaten bu konuda Nikon ve Canon markalarının haricindeki markaların fotograf makinelerinin adı pek geçmiyor. Astrofotografi için ise DSLR (dijital, tek-lensli yansıtıcı) makinelerin kullanılması uygun görülüyor. Uzak uzay objelerinin fotograflarını çekebilmek için ise fotograf makinesinin enstantane hızının (shutter speed) değiştirilebilmesi, ISO ayarının yapılabilmesi, olabildiğince yüksek çözünürlükte fotograf çekebilmesi gerekiyor. Ayrıca fotograf makinesinin RAW dosya formatında fotograf kaydedebiliyor olması çektiğiniz fotografın hiçbir işlemden geçmeden olduğu gibi kaydedilmesini sağlayabilir. Çekilen fotograflar haliyle yüksek boyutlarda olacağı için çok yer kaplayacaklar. Bu durumda ya yüksek kapasiteli hafıza kartlarına veya bilgisayara bağlanarak (USB veya firewire ile) fotograf çekebilme (tethered shooting) özelliğine ihtiyaç duyulacaktır.

14.1. Yeni fotograf makinem, Canon 600D SLR.

Bir fotograf makinesi almak üzere Sirkeci'ye gittim. Oraya gitmeden önce zaten aklımda birkaç model vardı. Yüksek çözünürlülüğü ve oldukça yeni bir model olması sebebiyle Canon 600D SLR aldım (14.1). Yeni bir model olduğu için daha hızlı bir işlemciye sahip olduğunu, dolayısı ile uzun çekimlerde daha az ısındığını da bir yerde okumuştum. Ayrıca konuştuğum satıcılardan biri video çekimi için bu makineyi tavsiye etmişti.

 
14.2. Tam çerçeve ve APS-C algılayıcı görüş alanı kıyaslaması.
 
Bu fotoğraf makinesi ile ilgili yaşadığım tek sorun, algılayıcı sensörün tam-çerçeve (full-frame) olmaması. Kullandığım herhangi bir lens - veya astrofotografi alanı söz konusu olduğunda teleskop - çapı belirli bir kırpılma faktörü (crop factor) ile çarpılıyor ve daha büyük çapta bir lens kullanılmış gibi görüş alanım daralıyor (14.2). Tam çerçeve algılayıcıya sahip gövdelerin fiyatları epeyi yüksek, bu yüzden şimdilik kırpılma katsayısını kabullenmek durumundayım.
 
Fotograf makinesini teleskopa bağlayabilmek için bir ara bağlantı elemanına ihtiyaç duyuluyor. Bir tane de bundan aldım. Bu bağlantıya da t-adaptörü (t-mount) deniliyor (14.3). Bu adaptörün içerisine mercek yerleştirilebiliyor. Böylece istenilen büyütme sağlanıyor. Fotograf makinesinin objektifi olarak teleskopu kullanmış oluyoruz. Teleskop ile toplanan ışığın odaklanması da gene teleskopun odak ayarı ile yapıyoruz. Böylece istediğimiz büyütmeyi teleskop ve t-adaptör içerisine yerleştirdiğimiz mercek ile gerçekleştirmiş oluyoruz.

14.3. T-adaptör.

Evde yıllardır atıl vaziyette duran bir de fotograf makinesi tripod ayağı vardı. Yıllardır hiçbir işe yaramaz, hep olmadık dolapların içinden falan çıkardı. Şimdiye ait olmayan ama bir şekilde yok olmayan bir şeydi. Bu sayede tripod ayak da tekrar hayata dönmüş ve gençleşmiş oldu.

14 Ekim 2011 Cuma

13) Karanlık Örtünün Zımbaları: Çift Yıldızlar

Kendime gözlem konusunda herhangi bir sınır koymadığım, hedef belirlemediğim, sadece yeni keşiflerde bulunmak istediğim bir geceydi. Teleskopu olabildiğince hassas bir şekilde ayarladım. Sırayla teleskopun tur özelliğinden yararlanarak bana gösterebileceği objeleri taradım. Artık modern teleskopların çoğu tarih ve konum bilgisini doğru bir şekilde girebilirseniz size o an gökyüzünde hangi objelere bakabileceğinizin bir listesini çıkarıyor.

Daha önce bir Messier objesine baktığım için bu gece de ilk denememi bir Messier objesi olan M92 ile gerçekleştirdim. Teleskopu oldukça keskin bir şekilde ayarlamış olmalıydım ki M92 küresel kümesi (Globular Cluster) tam da merceğin ortasına denk gelmişti. Seçtiğim ilk objeyi bu kadar güzel hedefleyebilmiş olmak beni epeyi cesaretlendirdi. Eğer teleskopla bir nebula görebileceksem bu gece görebilmeliydim.

13.1. Kedi Gözü Bulutsusu (NGC6543) NASA fotografı [1].

Listeden Kedi Gözü Bulutsusu'nu (Cats Eye Nebula) seçtim. Teleskop bir hedefe kilitlendi. Sadece birkaç saniye sonra yıldızlar ve karanlığın dışında bir şey dikkatimi çekti. Görüş alanımın belki onda biri kadarlık küçücük bir alanında gri ve dağınık bir objeyi seçebiliyordum. Fakat doğrudan ona baktığımda objeyi algılamıyordum. Bunun sebebi zayıf ışığı algılamamıza yarayan çubuk (rod) ve yoğun ışığı algılamamıza yarayan koni (cone) hücrelerin retinanın üzerindeki konumlarıdır. Çubuk hücreler retinanın merkezinin dışında daha yoğun bulunurlar, bu sebeple de düşük ışık yayan hedefe doğrudan bakmadığımızda onu daha iyi algılarız. Bunu bildiğim için dikkatimi bu gri cisme verirken bakışlarımı görüş alanımdaki diğer bölgelere odaklıyordum. Böylece Kedi Gözü Bulutsusunu uzun uzun inceledim. Bir fotografını çekemediğim için burada NASA tarafından çekilmiş bir fotografını paylaşıyorum (13.1). Şnorkelle denize girmişim ve durduk yerde kayaların arasında bir ziynet eşyası bulmuşum gibi hissetmiştim.
 
13.2. Çektiğim Nu Draconis (SAO30450) fotografı.

Bir nebula görmüş olmanın heyecanıyla listedeki diğer objelere de yorulana kadar sırayla baktım. Aslında ilk defa görüldüğünde insanı çok da şaşırtmayan çift yıldızlar (double star) oldukça ilgimi çekti. Çünkü gece boyunca en az dört tanesine denk geldim. Bunlardan Nu Draconis'in bir fotografını çektim (13.2). Çektiğim bu fotografla ilgili bilgileri aşağıda Tablo 13.A.'da veriyorum. Sanki biri karanlık gökyüzünü bunlarla her yerden zımbalamıştı. Teleskopun icadına kadar çift yıldızlar bilinmiyorlardı, dolayısıyla herhangi bir mitte rol oynamamışlardı.
 
Çıplak gözle görünemeyen çift yıldızlar herhangi bir inanç sisteminde kendilerine yer bulamamış olsalar da astronomi tarihinde oldukça önemli bir yere sahipler. Çift yıldızlar, birbirlerinin merkezi kütlelerinin yörüngelerinde dönen iki yıldızdan oluşuyor. Yörüngeleri yapılan gözlemler ile belirlenen çift yıldızların kütleleri Newton'un evrensel kütle çekim ve hareket yasalarından faydalanarak hesaplanabiliyor.
 
Buna karşılık bazı çift yıldızların gözlemlenebilmesi iyi bir teleskopla bile oldukça güç. İletilen görselin kalitesinin (delivered image quality) belirli bir seviyenin üstünde olması gerekiyor. Elde edilen görselin kalitesi teleskopun optik teknolojisine ve gözlemin yapıldığı yerin hava koşullarına bağlı oluyor.
 
13.3. Hubble tarafından çekilen fotografta Sirius-A ve Sirius-B [2].
 
Alman gökbilimci Friedrich Wilhelm Bessel (1784-1846) Sirius'un bir çift yıldız olduğunu 1844 yılında hesaplamış fakat gözlemleyememişti. Dolayısı ile, elde edilen gözlem verileri ve teorik olarak bilinenler üzerinden yeni çift yıldız keşiflerinin yapılması bekleniyordu, bu sebeple de daha kaliteli görsellere ihtiyaç duyuluyordu. Teleskop teçhizatlarının geliştirilmesi ve optik teknolojisinin ilerlemesi ile keşfedilmesi beklenen çift yıldızlar keşfedilmeye başlandı. Sirius'un bir çift yıldız olduğu ancak 1862 yılında daha iyi görsel kaliteye sahip bir teleskop ile ispatlandı [3].  Günümüzde Hubble Uzay Teleskopu gibi yüksek teknolojiye sahip teleskoplar ile son derece kaliteli görseller elde ediliyor. Sirius'un iki yıldızını da gösteren Hubble tarafından çekilmiş bir fotografı burada paylaşıyorum (13.3).
 
 Tablo 13.A. Nu Draconis (SAO30450) çekimi bilgileri
 
KAYNAKÇA
 
[1] Nemiroff, R., Bonnel, J., "The Cats Eye Nebula From Hubble". NASA.
 
[2] Bond, H., Barstow, M., "The dog star, Sirius, and its Tiny Companion". NASA.
 
[3] Racine, R., Wesemael, F., "Two Centuries of Image Quality Estimates from Double-Star Data", Publications of the Astronomical Society of the Pacific, Vol. 120, No. 866, pp. 465-473, 2008.
 
 
 

25 Eylül 2011 Pazar

12) Gökbilim Forumu ve Bir Yıldız Partisi

Geçenlerde üniversiteye uğradığım bir gün gördüğüm insanlara astronomi ile ilgili kimseyi tanıyıp tanımadıklarını sordum. Lisanstan mezun olan bir arkadaşımızın bu konuda epeyi bilgili olduğunu, hatta makine mühendisliği fakültesinde önceki sene konuyla ilgili bir sunum bile yaptığını öğrendim. Onu hemen Facebook'tan bulup temasa geçtim. Bir astronomi kulübüne dahil olduğunu, kulüp üyelerinin de düzenli olarak buluştuklarını ve yıldız partisi verdiklerinden bahsetti.

Bir yıldız partisi (star party) astronomi ile ilgilenen, gökyüzü gözlemi yapan insanların uygun hava koşulları olan bir gece buluşması, teleskoplarını, dürbünlerini getirmesi ve birlikte gözlem yapmaları olarak tarif edilebilir. Yıldız partileri yurtdışında, özellikle Amerika'da oldukça yaygın. Elbette oralarda neredeyse her mahalleye bir astronomi kulübü düştüğü söylenebilir. Hatta astronomi ile ilgili internet sitelerinde "aklınızda hala bu konuyla ilgili bir soru varsa yerel astronomi kulübünüzle iletişime geçin" gibi bizlere oldukça uzak, onlar içinse son derece doğal olan bir hatırlatma yazısı ile sıkça karşılaşıyorum.

Arkadaşım beni 25 Eylül 2011 tarihinde Ağva'da yapılacak olan bir yıldız partisine davet etti. Hatta gözlem alanına da beraber gitmeyi teklif etti ama bu nazik teklifini kabül etmedim. Gözlem alanı İstanbul'un ışık kirliliğinden uzak, Ağva'da bir orman yolu üzerindeydi (12.1). İlk kez bir yıldız partisine gidecektim. Yolculuk sırasında arabası kalabalık olabilir, o gün bir işim çıkar ve geç kalabilir, gittiğimiz yerden erken ayrılmam gerekebilirdi. Kimsenin huzurunu bozmak doğru olmazdı. Zaten en başta kendi huzurumu düşünmem gerekirdi.

 
12.1. Etkinliğin gerçekleştiği konum.

Parti günü yola ancak akşam 21:00'da çıkabildim. Gözlem alanını kolayca buldum. Ağva'ya giden orman yolunda yirmi kilometre kadar ilerledikten sonra arkadaşımı aradım. Gökyüzüne tuttukları lazer ile bana bulundukları yeri işaret ettiler. Zifiri karanlıkta o dağ yolundan çıkıp bir de arabayla garip bir toprak yol üzerinde lazer ışığının geldiği yöne doğru ilerledim. O sırada gruptan biri yola çıktı ve sert bir mizaçla "ışıkları söndür! ışıkları söndür!" diye bağırdı. Gözlem alanının iyice içine girmiş olmalıydım (12.2). Muhtemelen gözlem alanındaki insanların gözleri karanlığa iyice alışmıştı ve farlarımla etrafı şıkır şıkır aydınlatıyordum. Arabayı park ettim ve dışarı çıktım. Gözlerim daha karanlığa tam olarak alışmamıştı ama gökyüzüne baktığım anda hayatımda o ana dek hiç görmediğim bir manzara ile karşılaştım. Hayatımda ilk defa Samanyolu'nu gördüm!

12.2. Gökbilim Forumu etkinliğinin gerçekleştiği alan.

Yaşadığım hayatı sorguladım... Işık kirliliği olmadığını düşündüğüm yerlerde bile yıldızların bu kadar çok, gökyüzünün bu kadar temiz olduğunu hiç hatırlamıyorum. Hele ki Ülker yıldız kümesini ve Samanyolu'nun bulutsusunu çıplak gözle bu kadar net görebilmeyi beklemiyordum. Bu manzarayı görmeden insan nasıl olur da bir kaç yüzyıl öncesi hakkında fikir yürütebilir ki? Işıklandırmanın olmadığı, kalabalık şehirlerin kurulmadığı, gökyüzünün kutsallığını kaybetmediği yüzlerce yılı şehirlerimizin tepesine çökmüş olan yapay ışık kafesinin altında anlayabilmemiz mümkün değil. Kim bilir başka hangi koşullara uyum sağladığımız için geçmişi yanlış değerlendiriyoruz.

Karanlığa iyice alıştıktan sonra insanları seçmeye başladım. Yaklaşık otuz kişiydik. Dört tane teleskop getirilmişti. İlk defa bir yıldız partisine gittiğim için kendi teleskopumu götürmemiştim. Gelenlerin hepsi canayakın insanlardı. Hatta birileri tedbirli davranmış ve yanlarında çay, kahve, kurabiye getirmişlerdi. İkramda bulundular. Öğrendiğim kadarıyla yıldız partilerinde katılımcı sayısı da her defasında artmıştı. Katılımcılar astrofotografiden ziyade gözlem amaçlı gelmişlerdi. Aslında bu çok doğal çünkü kalabalık bir ortamda çalışma yapmak pek kolay olmazdı.

Gelenlerden biri getirdiği bir kamerayı oradaki bir teleskopla denemek istedi. Jüpiter'in bir kaç pozunu aldı. Oldukça başarılı bir görüntü elde etti. Bu olay zaten bütün grubun ilgisini çekmiş, sonuç da herkesi yeterince tatmin etmişti. Ahmet Kale tarafından çekilen bu fotoğraf daha sonra Emre Can Alagöz tarafından işlenmiş ve son haline getirilmiş (12.3). Gecenin bundan sonraki bölümünde sadece gökyüzüne bakıldı ve sohbet edildi.

12.3. Etkinlikte Ahmet Kale tarafından çekilen Jüpiter fotografı.

Gece saat 02:00 gibi hava iyice soğumuş, nem yüzünden de teleskopların üstü sırılsıklam olmuştu. Teleskop sahipleri ekipmanlarını zarar görmesinler diye toparladılar. Eğlence bittiği için kamp yapmayacak olanlar vedalaşmaya başladı. Kalıp kalmama konusunda tereddüt ediyordum, o yüzden bir süre daha orada takıldım, manzaranın tadını çıkardım. Sonunda arabada uyuyup sabah trafiğe girmek yerine yola çıkmaya karar verdim.


Zifiri karanlıkta, bol virajlı orman yolunda gece araba sürmek kafa boşaltmak için birebirdi. Dönüş yolum boyunca tek bir arabaya bile rastlamadım. Aslında bu biraz da ürkütücüydü çünkü o ıssız yolda kalsaydım ne yapardım bilemiyorum. En yakın yerleşim birimine kilometrelerce uzaktaydım. Gene de bu yolculuk sayesinde kendimi çok iyi hissettim. Müziğin sesini kıstığımda cırcır böceklerinin seslerini duyabiliyordum. Bir süre dünyada kimsenin kalmadığını, yıllarca ıssız yollarda ilerlediğimi düşledim. Hayalet kasabaları ziyaret edecek, bir umut hayatta kalmış birilerini arayacaktım. Biraz sonra ise adamın birinin ağaçların arasından yola atladığını hayal ediyordum. Korku, heyecan, dinginlik, hepsi birbirine girmişti. Dönüş yolculuğum da en az yıldızlara bakmak kadar eğlenceliydi. Şile'den itibaren tekrar şehre geldiğimi hissetmeye başladım. Şehrin ışıkları arttıkça hayal aleminden ayrıldım. Gece 03:30 gibi eve varmıştım.